31 Aralık 2009 Perşembe

Yeni Yılınız Kutlu Olsun



2010 yılı 2009 yılından kat be kat güzel olsun. İçiniz huzur, mutluluk dolsun. Yeni yıl size para, aşk ve buna benzer bütün duyguları getirsin. Ama getirmezse de üzülmeyin, daha bunun 2011'i var, 2012'si var, 2013'ü var :)

30 Aralık 2009 Çarşamba

Sezonun Ardından

Yazamamıştık uzun zamandır. Hatta yazmak bir yana internetin başına bile oturamadık. Bizim yazamadığımız zaman içersinde ligler bitti, yükselme gruplarına gidenler ayrıldı biz kaldık klasman grubuna.

Güzel başlamadığımız ligte 11. haftadan itibaren güzel sonuçlar almaya başladık. Kaybettiğimiz puanlar en basit olarak nitelendirilen maçlar oldu. Güzel futbol oynadık, uyumlu bir takım oluşturmayı başardık ama yapamadık. 10. haftada kaybedilen Balıkesir maçından sonra çok değişti takımın görüntüsü. Hem hoca takımı tanıdı hem de çocuklar var güçleriyle mücadelelerini sürdürdüler. Nitekim pek değişen bir durum olmadı. O zaman kaçıncı sıradaysak o sırada tamamladık ligi, 5.ydik.

Bu takımın bu halini almasında aslan payı vardı Talha'nın, Uğur'un, Hüseyin'in, Deniz'in. Generalleriydiler takımın ve bütünlük içersindeydiler takımdaki askerle. Çok koşan mücadele eden saldırdıkça saldıran ve neredeyse her takıma gol atma başarısını göstermiş bir takımın generalleriydiler.
Talha'nın ince bilek haraketleri ve bitiriciliğinin yanında Deniz sağ kanattaki driplinkleri vardı.
Önlerinde Uğur'un bitiriciliği şahlanıyordu gol kralıydı, arkalarındaysa Hüseyin'in, Semih'în top kapma becerileri ve güven veren oyunlarıyla sahaya hükmediyordu ligin ilk yarısında Lüleburgazspor.
Geride profesyonellik abidesi Hakan ve genç yeteneklerimiz uyum içindeydi 10. haftadan sonra. Zaten o haftaya kadar tandemi kurmayı başaramamıştık.
Sağ bekte fırtınaydı Tandoğan sakatlanana kadar çok aradık sakatlandıktan sonra çok... Sol beki bir türlü oturtamadık bazen Serhan oynadı bazen Levent ama ikisi de iyi oynadılar hep, ellerinden geleni yaptılar.
Faydasızdı Engin ama şanslıydı bir o kadar, kafasına toplar çarptı sevindirdi bizleri.
Beylerbeyi maçında bizimle tartışan Burak bu sene taht kurdu gönlümüze, hakemlerin üzerine yürüdüğü maçlar oldu. Sevgi gösterilerimiz arttı her maç, kendine ve bize yakışan şekilde davrandı hep.
Beklediğim kadar iyi değildi Osman, ilk maçlarda çok beğenmiştim oysa... Ne olduysa ayakta duramaz hale geldi, bu yüzden hep eksik kaldı sol tarafım. Allah razı olsun hepsinden ama gitmek için daha erken !

Talha gidecekmiş, Uğur ve Deniz de... Alişan zaten Bucaspor'la anlaştı. Hüseyin'in takımdan ayrılacağı da söyleniyor. Nereye ?
Beraber heyecanlandık şimdiye kadar, beraber üzüldük. İstemeden de olsa yalnız da bıraktık sizleri ama gitmeyin, kalın. Daha göğüsleyeceğimiz şampiyonluk ipi var.

21 Aralık 2009 Pazartesi

Lüleburgazspor 0-1 İnegölspor

Lüleburgazspor seyircisiz oynana müsabakada İnegölspor'a 0-1 mağlup oldu. Maç yazısını buradan okuyabilirsiniz.

Kırklareli Süper Amatör ligi 11. Hafta




Ahmetbey Güvenspor  3-1   Vizespor

Babaeskispor   4-2  B.Mandıra Adaspor

Kırklarelispor   4-0 Lüleburgazspor (A)

Pınarhisarspor  2-2   Yıldırımspor

B.Karıştıranspor  1-2   Evrenspor





3. Lig 1. Grup Gol Krallığı

Futbolcu .................................Gol

Ali ÖZTÜRK
BALIKESİRSPOR........................12

Uğur KILLI
LÜLEBURGAZSPOR................. ..11

Ali KAFADAR
BANDIRMASPOR........................9

Cemre ATMACA
BALIKESİRSPOR.........................9

Talha MAYHOŞ
LÜLEBURGAZSPOR....................8

Alican TEZ
İNEGÖLSPOR..............................7

Serdar Aytek ÇÖLTEKİN
BURSA NİLÜFERSPOR A.Ş... ....7

Halil ÇELİK
BANDIRMASPOR.......................6

Ümit TEKE
GAZİOSMANPAŞA....................6

Üstün BİLGİ
OYAK RENAULTSPOR......... ....6


15 Aralık 2009 Salı

Kırklareli Süper Amatör ligi 10. Hafta



K.Eli Sanayispor  1 : 2   Pınarhisarspor


Yıldırımspor  1 : 1  Ahmetbey Güvenspor

Vizespor  2 : 3  B.Karıştıranspor  

Evrenspor  1 : 1  Babaeskispor  

B.Mandıra Adaspor  4 : 0  Lülebugrazspor (A)


  



14 Aralık 2009 Pazartesi

Topçu ile Futbolcuyu Ayırt Edebilmek Gerek

Her sezon sonunda söylenip dururuz "Bizim neden Avrupa liglerinde oynayan oyuncularımız fazla değil ?" diye. Neden bir Messi, Ronaldo bizim ülkemizden çıkmaz. Arjantinliler, Brezilyalılar, İtalyanlar, İspanyollar ve ya Afrikalılar, bu adamlarda doğuştan futbola yatkınlık söz konusu mudur ? Tabiki değildir. Futbolcularımız konusunda biraz objektif olmak durumundayız.
Nice yıldız adayları doğmuş bu topraklarda ama belli bir olgunluğa erişmeden silinip gitmiştir akıllardan. Tarık Daşgün'ler, Fenerbahçeli Aygün'ler, Galatasaray'lı Alper'ler ve daha niceleri. Yıldız olma potansiyelleri yüksek miydi ? Evet. Peki niye yıldız olmayı başaramadılar.

Aslında irdelenmesi gereken futbolcular değil, sistemdir. Futbolla yatıp futbolla kalkan bir milletiz. Futbolcu adaylarımız da böyleler. Türkiye'de 8-9 yaşını geçmiş herkes futbolcu olmak ister. Başlarındaki hocalar bilinçli olsalar Messi bizim ülkemizden çıkar, Ronaldo da çıkar İbrahimoviç de çıkar. Pek fazla araştırma yapmaya gerek yok bu konuda, yakın geçmişe hatta ve şu zamana baksak bile bir çok örnekle karşılaşmak mümkündür. Örneğin Sergen Yalçın;
Türkiye'de yetişmiş gelmiş geçmiş en büyük sol ayaktır kendisi ama açıklamalarında diyor ki ;
" B. Münih beni istedi, 2 gün araştırdılar almaktan vaz geçtiler ". Batuhan yetişmekte şimdide. Yeni bir Sergen Yalçın doğuyor besbelli. Yetenekse yetenek ama ukalık diz boyu.

Sormadan edemiyorum bu ülkede adam akıllı bir antrenör yok mu ? Milli takımların yaş gruplarında sürekli kupa kazanan çocuklar bir baltaya sap olamıyorlar. Olanlar ise süper ligte sıradan bir topçu oluyor. Topçu ile futbolcu kavramlarını ayırmak gerek tabiki.

Fenerbahçe gibi bir kulübün alt yapısından futbolcu yetişmiyor, olacak iş mi ? Galatasaray ise bir jenerasyon yakaladı Emre ve Okan'lar ile. Beşiktaş'ın alt yapısı Fenerbahçe'den farklı mı ? Peki transfere milyonlarca Eurolar yatıran kulüplerimizin alt yapısındaki sorunun nedeni ne ? Yine açılan kapılar sistemi gösteriyor.

Rijkaard Türkiye'ye geldikten kısa bir süre sonra çok doğru bir söz söyledi. " Türkiye'de her şeyden biraz var ama hiç birşey tam yok !" ... İçler acısı bir söz değil mi ? Ne yazıkki doğru. Türkiye'de futbolcular pişpişlenerek oynatılıyor. Çok yüksek meblağlara kalitesiz transferler yapılıyor. Alt yapıdan gelen oyunculara sırt çevriliyor. Alt yapıdan gelen de üzerine bir şey koymayı beceremiyor, olan Türk futboluna oluyor. Almanya'da bir Türk futbolcu 9 yaşında Leverkusen'den Chelsea'ye transfer edilmek isteniyor. Leverkusen de 4-5 yaşında transfer etmiş. Tuncay futbola 18 yaşında başlamış, aradaki fark bu işte.

Tesisleşme yok denecek kadar az. Alt yapısına önem veren bir kaç kulüp var ya da yok. Bursaspor son zamanlarda güzel bir jenerasyon yakaladı bir de Gençlerbirliği var bu işi yapabilen.
Peki yapması gereken kimler ? Bu liglerde şampiyonluk ipini göğüslemeyi becerenler, Türk futbolunun lokomotif takımları ne işe yararlar ?

Biz topçu yetiştirmeye devam edelim nasıl olsa futbolcu devşirenler çıkacaktır !

Lüleburgazspor 0-0 Alibeyköyspor

Güle oynaya kazanacağımızı düşündüğümüz maçta topun yuvarlak olduğuna şahit olduk bir kez daha. Bir maçın kağıt üzerinde ya da tahtada oynanmadığının, sahada iyi mücadele edenin kazandığının ispatı olan maç 0-0 bitti.

Klasman grubu için avantaj sağlamak üzere gittiğimiz Alibeyköy deplasmanından 1 puanla döndük. Önümüzde İnegölspor maçı var. Varımızı yoğumuzu sahaya koyup 3 puan almamız gereken bir mücadele olacak İnegöl maçı.

13 Aralık 2009 Pazar

3. Lig 1. Grup Gol Krallığı

Futbolcu .................................Gol

Ali ÖZTÜRK
BALIKESİRSPOR........................11

Uğur KILLI
LÜLEBURGAZSPOR................. ..11

Ali KAFADAR
BANDIRMASPOR........................9

Cemre ATMACA
BALIKESİRSPOR.........................9

Talha MAYHOŞ
LÜLEBURGAZSPOR....................8
Alican TEZ
İNEGÖLSPOR..............................7

Serdar Aytek ÇÖLTEKİN
BURSA NİLÜFERSPOR A.Ş...   ....7

Halil ÇELİK
BANDIRMASPOR.......................6

Ümit TEKE
GAZİOSMANPAŞA....................6

Üstün BİLGİ
OYAK RENAULTSPOR.........  ....6




Alibeyköyspor Önündeyiz !




Lüleburgazspor, Alibeyköyde Klasman Grubu şampiyonluğu için avantaj arayacak.

Saat : 13,30
Tarih : 13.12.2009
Yer : Alibeyköy Stadyumu

10 Aralık 2009 Perşembe

Kırklareli Süper Amatör ligi 9. hafta




Kırklarelispor  3 : 1  B.Mandıra Adaspor 


Lüleburgazspor(A)  0 : 1  Evrenspor  

Babaeskispor  1 : 0   Vizespor

B.Karıştıranspor  6 : 2  Yıldırımspor

Ahmetbey Güvenspor   2 : 2   Kırklareli Sanayispor





Sessiz Maçta 5 Gol Sesi



Seyircisiz maçta Lüleburgazspor, Küçükköyspor'u 5-0'lık skorla mağlup etmeyi başardı.
Lüleburgazspor'un golleri 7' 25' Emre Atalı, 20' Uğur Kıllı, 67' ve 84' Deniz' den geldi.

Not : Türkiye Futbol Federasyonu halen kadroları girmemiş, yazık..

Bir Devlet Penaltı Sayesinde Kuruldu




Akşam öyle televizyonda gezerken bir programa rastladım. ATV'de, Dünya Bir Oyun Sahnesi idi programın ismi ve Sunay Akın'dı konuk. Çalınan şarkılar çok güzeldi ve ben de kalmıştım televizyon başında. Şarkı bittikten sonra bir hikaye anlatacağını söyledi Sunay Akın. Bu hikayenin bu kadar güzel olacağını tahmin edememiştim...

Bir gün iki arkadaş bütün Dünya'yı gezmek üzere yola çıkarlar. Aylar sonra bu gençlerden biri annesine mektup yazar ve der ki ;

"Anneciğim,
Paramız bitti. Sanırım artık geri dönme vakti geldi. 1 hafta sonra evdeyim."

Bunun üzerine annesi oğlunun en sevdiği yemekleri yapar. Her şeyi hazırlar ve oğlunu beklemeye başlar. Aradan bir hafta geçmiştir ki oğlu yerine mektup gelir. Mektupta der ki ;

"Anneciğim,
Geri dönerken geçtiğimiz bir ülkede futbol turnuvası düzenliyorlardı. Arkadaşımla bir bir takım kurarak bu turnuvaya katıldık. Bütün rakiplerimizi yendik ve finale kaldık. Ben kaleciydim, arkadaşımsa forvet oynuyordu. Final maçını 1-0 önde götürüyorduk, son dakikalara gelmiştik ve rakibimiz penaltı kazandı. Penaltıyı kurtardım anne. Oğlunu bekleme."

İşte o penaltı bir devletin kurulmasını sağlamış. O devlet Küba'ymış ve kaleci de Ernesto Che Guevara. Eğer o turnuvayı kazanamasaymış ve geri dönseymiş şu an ne Che Guevara devrimcilerin lideri ne de Küba devrim simgesi olurmuş.

3 Aralık 2009 Perşembe

Galatasaray Grubunu Lider Tamamladı




Avrupa Liginde yer alan 2 Türk takımı da gruplarını lider tamamlamayı garantilediler. Galatasaray daha önce gruptan çıkmayı garantilemişti ama bu maçta da liderliği garantiledi.

Maçın ilk bölümünde iki takımda isteksizdi. Daha maçın başında bile maç bitse de gitsek havalarında oynadılar. Golü istemeden, orta sahada yürüyerek, top ayağına geldiğinde de kısa paslarla kendi etraflarında döndü futbolcular. Daha maçın başında cam adam Gökhan Zan sakatlandı ve takımını yalnız bıraktı. Bir bakıma daha yararlı oldu. Mehmet Topal defansta daha güvenilir bir futbolcu. Orta sahaya da Barış'ın girmesi biraz daha hızlandırdı Galatasaray'ı.




İlk yarıda Galatasaray'ın bir golünü geçersiz kıldı hakemler. Ofsayt'ın bu kadar katı kullanılmasına karşıyım. Adamın sırtına çarpan top ofsayta düşürebiliyor bir oyuncuyu. Yönü değişmese de defans oyuncularını yanıltmasa da. Böyle bir pozisyonda  Nonda'nın sırtına hafif temas eden top ofsayt değeri kazandı ve Mustafa Sarp'ın attığı gol sayılmadı. (iddaa kuponum yattı bu sayede).




2. yarı da daha istekli başlayan taraf Galatasaray'dı. Daha 2. yarının başında buldular golü. Mustafa Sarp'ın biraz şansı yaver gidince defansa çarpan top ağlarla buluştu. Ondan sonra sadece kontra atak denedi Galatasaray. Fenerbahçe'nin bir hastalığı vardı, gol atınca geriye yaslanmak. Galatasaray bunu yapmıyordu ama bu maç nedense geriye yaslanmayı tercih ettiler. Bunun sonucunda Panathinaikos daha baskılı göründü maçın sonlarında. Galatasaray topla çıkmak yerine ileri şişirmeyi tercih. Sonucunda golü yemeden maçı tamamlamayı başardılar. Galatasaray'ın liderliğini tebrik ediyorum.

Yunanistan'ın Sportime.gr gazetesi "Panathinaikos Atina'dan sonra İstanbul'da da Galatasaray'a yenildi. Bundan sonra yeterlilik arayacağız. Golü Sarp attı. Son dakikalarda Cisse ve Rukavina yakaladığı pozisyonların gole çeviremedi" dedi.

Lüleburgazspor'a 2 Maç Ceza, İçinizdeki Öküze Oha Deyin !

Bir futbolcu hayal edin. Deplasmanda attığı gol sonrası kendi seyircisine doğru değil de rakip taraftara doğru koşan, hareket çekebilen. Bir takım düşünün ki sevinç yumağını rakip takımın bağıran, destekleyen kitlesi önünde yapan. Bir taraftar topluluğu hayal edin ki bunlara göz yuman, fair play naraları atan. Ancak hayal edersiniz ya da hayal bile edemezsiniz. Bir federasyon düşünün ki futbolcuların taraftarlarla girdikleri polemiklere göz yuman ve taraftarları haksız çıkartan. Kulüplere ceza yağdıran, saha kapatmaya giden.

Hep bağırıp duruyorlar ya hani, seyirci değil müşteri olduğumuzu ima ediyorlar. Ama stadlardan el çektiriyorlar, seyircisiz maç cezaları veriyorlar. Hem de saha ile tribünler arasındaki kıvılcımı ateşleyen futbolcular iken.

Federasyon yine gösterdi yüzünü, güçlünün yanında olup güçsüzün yüzüne vurdu kapıyı helal olsun. Yapacak bir şey yok her zamankinden daha ateşli şekilde dışarıdan destekleyeceğiz takımı federasyona inat !

Avrupa Ligi H Grubu Lideri Fenerbahçe




Maçın sadece son kısımlarını izleyebildim o yüzden bütün maçı yorumlamanın doğru olacağını düşünmüyorum. Twente maçın son bölümlerinde atak görünürken geride çok fazla açık verdi. Buna bağlı olarak poziyon da verdiler, poziyon da yakaladılar. Son dakikalarda Alex'in kalecinin üzerine nişanladığı şut, N'kufo'nın direkten dönen şutu ve 0-1 biten maç. Sonuç olarak diyeceğimiz pek fazla bir şey yok sadece Fenerbahçenin liderliği garantiledi.




Hollanda basınında De Telgraph gazetesi'nin yorumuna göre ;
Twente, Fenerbahçe'ye talihsiz bir şekilde yenildi ve grupta 2. sırada yer aldı. Steve McClaren 'in takımının Steau maçına tek atımlık bir kurşun kaldı.

N'kufo nun etkisiz kaldığı maçta Ruiz defansın arasında yalnız kaldı. Fenerbahçe defansının yaptığı katı savunma Kosta Rikalı oyuncunun etkisini azalttı.

Kaleci Sander Boschker'in gününde olduğu maçta Alex'in kullandığı köşe vuruşunda Lugano topa dokundu ve topu ağlarla buluşturdu. Uzatmalarda  N'kufo nun şutu direkten döndü, dönen topu Stoch tamamladı ama yan hakem ofsayt bayrağını kaldırdı ve golü geçirsiz kıldı.

Maçtan sonra Steve McClaren;
"Futbolda kaybetmeninde olabileceğini söyleyen McClaren, iyi ve açık futbol oynadık. Maça kötü başladık, takımı umutlandıran kalecimiz Sander Boschker'in gösterdiği mükemmel performanstı. Ona teşekkür ediyoruz.

71. dakikada Lugano ön direğe giderken oyuncularımız uyku hali içindeydi. Ama puan almamız gerektiğini düşünüyorum. Yeterince şans yakaladık. Bu yenilgi kaybettiğimiz Sheriff maçından sonra daha az acı veriyor. Fenerbahçe'ye karşı bu oyunu sadece biz oynayabildik. Pazar günü NEC Nijmegen'e karşı galibiyet almak istiyoruz." dedi.





Fenerbahçe grubu lider tamamladı. İstanbuldaki Sheriff maçı Fenerbahçe adına formalite maçı olacak. Twente ise deplasmanda Steau ile kritik bir maça çıkacak ve kazanmak zorundalar.

2 Aralık 2009 Çarşamba

Yeşil Kırmızı Vol 2 : CS Sedan




Yeşil kırmızılı kulüp 1919 yılından bu yana Fransa liglerindeki mücadelesini sürdürüyor. Ardennes kentinde kurulmuş olması kulübe, kentin yapısındaki disiplin, dayanışma ve mücadeleci ruhun aktarılmasını sağlamıştır. Bu özelliklere bağlı olarak en parlak yıllarını yaşamıştır Sedan.

1950-1960 yıllarındaki parlak performansını uzun süre sürdüren takım iddialı takımlar arasında yer almıştır. 1990'ların sonunda düşüşe geçmeye başlayan CS Sedan şuan Ligue 2'de yer alıyor ve kötü gidişini devam ettiriyor. 16 maçta topladığı 18 puanla 16. sırada yer alıyor.




Kulübün tarihinde önemli yer edinmiş bir çok futbolcu bulunuyor. Pierre Bernard ve René Charrier (kaleci), José Broissard Daniel Carroll, Bernard Chiarelli, Max Fulgenzi Yves Herbet, Yves Mariot , Maryan Synakowski Pierre Michelin, Oliver Celestin, Luc Sonor Marius Walter, Michel Watteau ve Roger Lemerre kadrosuyla 15 yıl boyunca Fransa liginde başarılı olmuş fakat şampiyonluk ipini bir türlü göğüsleyememiştir.

Büyük bir kulüp kurmak amacıyla girişimlerde bulunularak kurulan CS Sedan kulübü zaman zaman Fransa Ligue 1'in önemli kulüplerinden birisi olmayı başarmıştır. Ama ülkenin majör takımları arasına bir türlü girememiştir. 1950 yılında Fransa kupasında çeyrek final oynayan Sedan zamanın en önemli takımlarından biri olan Reims'e yenilerek kupadan elenmiştir.



Maçlarını 23,189 koltuk kapasiteli Stade Louis Dugauguez stadyumunda oynuyorlar. Stadyum 2000 yılında inşa edilmiştir. Kulübün armasında domuz resmi var, pek bir şey bulamadım ama domuzlar diye mi aanılıyor acaba.


Galatasaray - Panathinaikos



Bu sezonun başında müthiş bir performansla lige başlayan Galatasaray bu performansının devamını getiremedi. Hücum hattında çok önemli yıldızları bulunan Galatasarayı durdurmak çok zor. Nitekim son haftalarda ligin başındaki kadar golcü değiller. Gruptan çıkmayı garantileyen Galatasaray, Panathinaikos ile liderlik mücadesi veriyor.

Panathinaikosta çok önemli yıldızlar bulunuyor ve bunların başını Cisse çekiyor. İlk maçta Yunanistandaki maçı Galatasaray kazanmıştı. Bu maçı da kazanırsa liderliğini garantilemiş olacak.





Panathinaikos teknik direktörü Henk Ten Cate UEFA'ya yaptığı açıklamada şunları söyledi;

Ben Hollanda felsefesini sahaya yansıtmaya çalışıyorum. Bir anda en yükseğe çıkmaya değil zirveye adım adım tırmanmak istiyorum. Benim her zaman saldıran ve hücuma hızlı çıkan bir oyuncu olduğumu söylerlerdi. Benim güzel futboldan kastım defansa gelen topu kaleden uzaklaştırmak değil orta sahayala birlikte hızlı hücuma çıkıp ileride puan kazanmak için mücade etmektir. Ben genç oyuncularla çalışmayı seviyorum. Burada bir çok şeyi beğendim ve gelmeye kara verdim.

FC Twente - Fenerbahçe





UEFA Avrupa ligi H grubu mücadelesinin açılış maçında Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadında karşılaştı 2 ekip. Türkiyedeki maçı Twente güzel oyunuyla 1-2 kazanmıştı. Ama ardından kaybettiği puanlarla grup liderliğini tekrar Fenerbahçeye kaptırdı.


Twente son haftalarda güzel oyunu ve aldığı galibiyetlerle göz doldururken Fenerbahçede sular biraz bulanık. Gaziantepspor maçıyla başlayan, Kayserispor beraberliği ve ardından 2 yenilgi ile kötü bir performans gösteriyor. Futbolcular göz doldurmuyor. O yüzden bu maçı zora sokacaklar gibi görünüyor.

Fenerbahçe kazandığı takdirde liderliğini garantileyecek ve Şampiyonlar Liginden gelen ekiplerle eşleşmeyecek. Beraberlik büyük ölçüde liderliği garantilerken kaybetmemiz halinde şansımızı son maça bırakıcaz.



Grubun bir diğer maçında Sheriff - Steaua Bucureşti arasında oynanacak.

1 Aralık 2009 Salı

Getirilmek İstenen Taraftar Profili Doğrultusunda Türk Futbolu

Tribünlerimizin Avrupa tribünlerine döndürülmeye çalışıldığı şu dönemde Avrupa futboluyla mücadele edecek gücü kulüplerimiz bulamıyorlar. Sahada izletilen futbolla istenilen seyirci profili arasında tezat oldukça fazla. Futbol Dünya üzerinde her yerde bir eğlence iken bizdeyse farklı bir pozisyonda. Hafta sonu eğlencensinden daha çok yaşam tarzı. Tuttuğumuz takımlar yaşamsal faaliyetler arasına girmiştir desek pek fazla abartmış olmayız. Çünkü bir insan tuttuğu takımla anlır ülkemizde.

Örneğin Fenerbahçenin yenildiği bir hafta sonrasında bir Fenerbahçeli dışarı çıktığında diğer takım taraftarları tarafından alay konusu olur. Galatasaraylılar ve Beşiktaşlılar ve ya herhangi bir takımı tutan kişinin yenilgi sonra alay konusu olması zor rastlanan bir durum olmaktan çıkmıştır. Çıkmıştır çıkmasına da şimdi de ingiliz tribün kültürü empoze edilmeye çalışılıyor. Yani deniyor ki;
Sahalarımızda meşale, küfür, pankart istemiyoruz. Biraz daha uğraşılıp kararlar alınırsa emin olun bu da gürültü olacaktır, stadlara bağırmak için gelenler içeriye sokulmayacaktır. Küfürü istememelerini herkes anlayışla karşılıyor, karşılamak zorunda çünkü gerçekten hoş bir şey değil. Ama stadlara meşale ve ya pankart sokmamak ne demek ?

Avrupa kupası maçı izlediğimizde spikerlerimiz ballandıra ballandıra anlatırlar meşale görüntülerini. Pankarlarla yapılan kareo organizasyonlarını takdire şayan bulurlar ve ardı ardına kurdukları övgü cümleleri kesilmez. Ama Türkiye stadlarında bir meşale yakılsın yer yerinden oynar. Oynatılır medya tarafından. Ertesi gün gazetelerde manşetten verilir. Adı konulmuştur bile " Futbol Teröristleri " ! Televizyonlar son dakika haberi olarak geçerler " Futbol teröristleri yine iş başında " ! Bazı stadlara pankart sokulamaz bile.

Çok istenen ingiliz kültürü yani bizden istenen nedir bir göz atalım. Stadlar tamamen dolu olacak, herkes koltuğunda oturup maçını izleyecek, her hangi bir yanıcı madde, kesici madde stadlara sokulmayacak. Herkes maçları büyük bir keyifle izleyecek ve evine dönecek. Maç içersinde birasını yudumlayarak keyfine varacak. mı ? Tabiki yudumlayamayacak o sadece ingilizlere. Kaba taslak bakarsak ingilizler maçlarını bu şekilde izliyorlar.
Peki bilet fiyatı ?
Örneğin bu gece Manchester United ile Tottenham maçı için bilet fiyatları şu şekilde;

Category 2: (£35.00)
Category 1: (£39.00)
Away Section: (£65.00)
Vip Gold: (£99.00)

Ayrıca İngilterede asgari ücretin saati £5.
Bir de bize bakalım Fenerbahçeyi ele alalım. En ucuz bilet fiyatı 44 TL ve 1 saatlik asgari ücret 2TL.

Manchester kentinde yaşayan bir Manchester United taraftarının maça gidebilmesi için 7 saat çalışması gerekirken, bir Fenerbahçe taraftarının 22 saat çalışması gerekmektedir. Bir Man UTD - Tottenham maçında alacağınız zevk ile bir Fenerbahçe - Kasımpaşa maçında alcağınız zevki siz kıyaslayın. Keza bira da içemeyeceksiniz. Pankartı ve meşaleyi onlarda sokmuyorlar zaten. Hadi ingiliz sistemine geçirsinler bizi.

Kültür arasında farkı görmezden gelerek sadece daha az hasarlı diye insanları uygun olmadıkları bir ortam içerisine sokmaya çalışan, halkımızın kafasına uygun olmayan fikirleri hiç bir şartı olgunlaştırmadan, liglerimizde oynanan futbolu belirli bir düzeye çekmeden, sadece siz istiyorsunuz diye empoze edemezsiniz. Bazı düzenlemeler olmalı evet, ama bu karşılıklı olmalıdır. Sadece bizim değil sizin de çalışmanız gerekmektedir ey Türkiye Futbol Federasyonu !

30 Kasım 2009 Pazartesi

8 Kasım'da Hüzün


Nasıl başlasam nereden girsem bilmiyorum. Haftalardır oynanan güzel futbol, izlediğimiz gollü maçlar, üst sıraları zorlayan bir takım halini almıştı Lüleburgazspor. Bandırma maçına çıkarken ümitliydim, ümitliydik. Takım gol atıyor, kazanıyordu. Coşuyordu, coşuyorduk.

Bandırmaspor ligin zirvesindeki takımdı. Lider olarak geliyordu ama ne liderler görmüştük şimdiye kadar 8 Kasım Stadından lider olarak ayrılamayan. Yine öyle düşünüyoruk, iddialıydık...

Maça tutuk başlamamıza rağmen, 2. yarıların takımıydık ve 2. yarılarda farka gidiyorduk. Umutlandık da umutlandık maç boyunca. Pozisyona giremiyorduk ama pozisyonda  vermiyorduk. 20. dakikada bir pozisyon verdik topu ağlarımızda bulduk. Olsun daha koskoca 70 dakika vardı ve biz 2. yarılan takımıydık, alacaktık. Beklediğimiz gibi ilk yarıyı yine gol atamadan kapattık.

2. yarı başladığında yavaş yavaş söndü içimdeki ümit. Ne daha önceki haftalardaki gibi saldırıyorduk ne de pozisyona girebiliyorduk. Sezonun en kötü futbolunu oynuyorduk yani. Sağdan soldan bindirdiğimiz ataklar korner bayraklarının önünde eriyip gidiyordu. Etkisizdik kornerlerde, hava toplarında. Hatta en iyi yaptığımız atakları bile beceremez hale gelmişti takım. Öyle sade bir futbol oynuyorlardı ki biz saç baş yoluyorduk. 2. yarının da yarısı geçmişti böylece. 70. dakikada ceza sahası içinde Talha'nın önünde kaldı top, çok da güzel vurdu topa ama defans elle kesmişti ve penaltı kazandık. Talha topun başındaydı ve tam köşeye yolladı 1-1. Stad yıkılıyordu neredeyse. Herkes karşısına kim çıkarsa sarılıyordu. İlk önüme gelen insana sarıldım ben de hiç bakmadan, sonradan farkettim sarıldığım yöneticiymiş.

Sevindik... Ama daha Pınarbaşı giremeden yedik yine golü. Göremedik de golü nasıl yediğimizi. Sahaya yüzümü döndüğümde top kalecimiz Burak'ın üzerinden süzülüyordu. Çok güzel bir yere gitti sadece buydu gördüğüm. Stadta ölüm sessizliği vardı, herkes susmuş maçın ne olacağını bekliyordu.

Bandırmalı futbolculara bir kaç sözüm olacak. Golü atmışsın ve sevinmek hakkın eyvallah. Be adam ne diye gelip rakip takım seyircisi önünde sevinirsin ?
Amacın ne ?
Oradaki insanları provake etmek mi ?
Bir olay çıksa ne olacak ? Ne yapacaksın ?
2. Golü bulamadık ama sonrasında çok saldırdık. Sağ kanatta Tandoğan'ın yokluğunu çok fazla hissettik. Makina gibi işleyen sağ kanadımızdan eser yoktu Bandırma maçında. Olsun canları sağolsun aslanların. Aslanlar gibi mücade ettiler. Olan benim atkıma oldu.

Bandırmalı bir kardeşimle iddiasına girmiştik. Biz yenersek ben onun atkısını alıcaktım, onlar yenerse o benim atkımı. Maçtan sonra gidip verdik atkıyı sözümüzden dönmeden. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın misali.

Yükselme grubu olanağımız kalmadı. Bundan sonra toplayacağımız puanlarla klasman grubunda üst sıralarda yer bulmaya çalışacağız. Amacımız Klasman grubu şampiyonluğu artık, hayırlı olsun hakkımızda.

Not : Resimler düştüğünde eklenecektir..

29 Kasım 2009 Pazar

El Clasico 1-0



Camp Nou stadını dolduran aşağı yukarı 100,000 insanı memnun edecek düzeyde bir mücade oldu mu sahada ?

Beklenen anlatılan Barcelona bu muydu ?
Niye oynayamadı ?
Peki ya Real Madrid ?
Harcan 100 Milyon Eurolar ?
Kazanılan paralar. El Clasico'lar filan.
Sahaya yansıtılan oyun neydi öyle birader ?

Pellegrini ilk etapta çok iyi çözdü Barcelona'yı. Katalanlara top yaptırmayan belki de Pellegrini'nin öğrencileri ve taktiğiydi. Ama medyada meşgul ettiği yer kadar futbol zevki vermedi maç. Tenis maçı izler gibi maç izleyeceğimin hayalini kuruyordum kaç gündür.

Kadrolar açıklandı, saha dizilişlerine baktım. Birbirinden yetenekli oyuncular vardı. Amaa iki kadroyada kırgınlığım oldu. Real cephesinde Benzema'nın yedek kalışıydı üzen, Barcelona cephesindeyse İbra.

Dünya gözüyle Real'i de izledik bu akşam. Kadrolarına çok yetenekli oyunculardan kurulu demek bile idama götürür adamı, en kötü müebbet yersin. Süper starlar takımı Real Madrid, Dünya'nın en komplike takımına ecel terleri döktürdü. Ronaldo 1 ay aradan sonra ilk defa formasına kavuşurken kondüsyon yetersizliği nedeniyle 2.yarıda kulübeye çekildi. Oynadığı zaman içersinde bencil oyun sergilese de ayağına aldığı toplar genelde tehlikeli Real ataklarına dönüştü. Higuain yetersiz bir forvet, Benzema gibi bir adamın varken Higuain'in oynaması Pellegrini'nin en büyük hatasıydı. Marcelo'nun ayağına aldığı bütün toplar kayıp olarak kayıtlara geçti. Oynamasa daha iyiydi, takımına daha yararlı olurdu. En azından onun olduğu kanada top atmazdı Madridli olyuncular. Bir adam bu kadar mı top kaybeder ya da ayağına gelen hiç bir topu mu olumlu kullanamaz. 90 dakika nasıl sabrettiler anlamak mümkün değil.

Real tarafından bir oyuncuya parantez açmak istiyorum " Diarra" ! Oynadığı oyunlar bu akşam sahanın en iyisiydi. Defansif orta saha olarak çok iyi, hücuma da destek veriyor. Top çalmada üzerine Dünya'da adam yoktur. Barcelona'nın makina gibi işleyen sistemene sokulan Real çomağı oldu desek fazla abartmış olmayız herhalde. Belki giydiği forma numarası ile oyun anlayışı arasında çok fark var ama bu takımın en önemli oyuncusu konumunda olduğu aşikar. Ne Kaka ne de Ronaldo Lass Diarra yoksa Real Madrid'te olmayacaktır. Formasının hakkını sonuna kadar veren oyunculardan biriydi sahada, kırmızı kart görmesine rağmen.





Barcelona İnter maçında çizdiği görüntünün aksine bir oyun sergiledi bu akşam. İnter'den daha fazla silahı olmasıydı belki sebep ama Barcelona gibi bir takımın rakibini değil, rakibinin Barcelonayı düşünmesi gerekir. Bu Real Madrid bile olsa! Görmeye alışık olduğumuz orta saha varyasyonlarından uzak bir maçtı Barcelona adına. Orta sahada yapılan yan paslarla topla oynama yüzdesi arttırdılar sadece. Messi'nin ayağına gelen toplarda tehlikeli ataklar yaşanabilirdi ama bir çoğu ceza sahası çizgisi üzerinde eridi bitti. Henry yokları oynarken 2. yarının başında yerini Zlatan İbrahimoviç'e bıraktı. İniesta ve Xavi maç boyunca çok çalıştılar ama alıştığımız görüntülerinden çok uzaktılar. Barcelona takımının en iyisi Puyol'du. Bütün Real ataklarını savuşturdu ve takımının gol yememesinde büyük etkendi.

Alves, Henry, Segio Busqets, Keita beklenenin altında performans sergilediler. Alves asisti yapmasına rağmen orta isabet oranı çok düşüktü maç içersinde.




Öyle ya da böyle Barcelona bir El Clasico'dan daha galibiyetle çıktı. Ne kadar seyir zevki düşük ve gol bakımından kısır bir maç olsa da El Clasico El Clasico'dur !

28 Kasım 2009 Cumartesi

El Clasicodan 1 Gün Önce


Bütün Dünya kilitlenmiş Barcelona Real Madrid maçını bekliyor. Aynı şehrin 2 takımı olmamalarına rağmen aralarında büyük rekabet söz konusu, bu yüzden derbi yakıştırmasının ağır kaçmayacağını düşünüyorum.

2 takım arasında çok büyük farklılar söz konusu. Real madrid kraliyet yanlısı bir takım. Son yüz yılın takımı demek abartı kaçmayacaktır. 9 Şampiyonlar ligi şampiyonluğu ile Dünya'nın en büyük kulübü olarak anılıyor. Franco'nun takımı diye anılmasından dolayı Katalanlar tarafında sevilmiyor.Kadrosunda her daim süperstar oyuncuları barındıran Real Madrid Los Galacticos lakabına sahip. Tarihi boyunca kadrosunda bulunan yıldızları saymaya sayfalar yetmez. Bu sezonun başında çok büyük transferlerle geçen sezonki hezimetin acısını almak isteyecekler.



Barcelona ise Katalunya'nın simgesi konumunda. Katalunya'ya ayırmak bu parantezi daha doğru olur sanırım. Katalunya İspanya'nın güney sahillerinde yer alan sanayileşmiş ve zengin bir eyalettir. Kendilerini İspanya'da ayrı tutarlar ve başkent Barcelona olarak kabul edilir. Real Madridle Franco'nun beraber anılmasından bu yana Real Madrid'e düşman gözüyle bakarlar. 1996 yılında olimpiyatların Barcelona'ya verilmesi Katalanları çok mutlu etmiştir. Bir bakıma kendi ülkelerinde olmuştur. Real kadar transfere para harcamayan Barcelona alt yapısından önemli yıldızlar yetiştirmekte şu sıralar.



Bu maçın bu kadar büyük önem kazanmasında, bu 2 takımın birbirine bu kadar soğuk olmasındaki en büyük etkene gelelim şimdi de... General Franco !
İspanya'da iç savaşın başlamasına sebep olmuş generaldir kendisi. Hitler ve Mussolini'den aldığı destekle birlikte ülkeyi kaoasa süreklemiştir. Diktör rejimini benimseyen General Franco karşıt grupları, medyayı ve muhalefeti yok ederek dikta rejimini sürdürmeyi başarmıştır. İktidarda olduğu süre boyunca ülkedeki tek karar merciği kendisi olmuştur. Bütün devlet idaresini kendi üzerine alan Franco, askeri güçleri ve katolik kilisesinin dahi en yetkili ismi haline gelmişti. Katalunya'daki özgürlükçü hareketler dolayısıyla Katalanlar tarafından sevilmeyen Franco Real Madrid'e yakın olmasıyla da Real Madrid - Barcelona arası soğuk olmuştur hep.

Luis Figo'nun zamanın bonservis rekoruyla Barcelona'dan Real Madride transfer olması belki Los Galactikosun başlangıcı oldu ama Barcelona taraftarının da öfkesi gün yüzüne çıktı. 2 takım arasındaki rekabeti burdan da görebiliriz.

Maç Camp Nou stadında oynanacak. Camp Nou Türkçe yeni stad anlamına gelmektedir. Avrupanın en büyük stadı olan Camp Nou Katalanlara aittir ve kapasitesi 98,772'dir. Futbol Stadyumunun yanında Barcelona'nın amatör branş saha ve salonları da vardır. Muazzam bir spor kompleksidir. 1957 yılında inşa edilmiştir.



Şimdi gelelim 2009-2010 sezonuna...
Real Madrid bu sezonki transferleriyle Los Galacticos 2 takımını kurma peşinde. Cristiano Ronaldo, Kaka, Xabi Alonso, Benzema gibi transferler yaptılar. Kadrosu;

• 1 Casillas
• 2 Arbeloa
• 3 Pepе
• 4 Sergio Ramos
• 5 Gago
• 6 M. Diarra
• 7 Raúl (c)
• 8 Kaká
• 9 Ronaldo
• 10 Lass
• 11 Benzema
• 12 Marcelo
• 13 Dudek
• 14 Guti Haz.
• 15 R. Drenthe
• 17 v. Nistelrooy
• 18 R. Albiol
• 19 Garay
• 20 Higuaín
• 21 Metzelder
• 22 Alonso
• 23 van der Vaart
• 24 Granero
• Teknik Direktör: Pellegrini

Barcelona ise son yılların en iyi takımına sahip. Alt yapı destekli ve nokta transferle takım oyunu bazında Dünya'nın en iyisi. Kadrosunda Dünya'nın en iyi 2 oyuncusundan biri olarak gösterilen Lionel Messi'yi bulunduruyor. Kadrosu;

• 1 Valdés
• 2 Dani Alves
• 3 Piqué
• 4 Márquez
• 5 Puyol (c)
• 6 Xavi
• 8 Iniesta
• 9 Ibrahimović
• 10 Messi
• 11 Bojan
• 13 Pinto
• 14 Henry
• 15 Keita
• 16 Busquets
• 17 Pedro
• 18 Milito
• 19 Maxwell
• 21 Çigrinskiy
• 22 Abidal
• 24 Touré
• 35 Jeffrén
• Teknik direktör: Guardiola



Bir tarafta Dünyanın en iyi 2 oyuncusundan biri olarak gösterilen Barcelonalı Messi
diğer taraftao 2 oyuncudan 2.si Real Madridli Cristiano Ronaldo. Bakalım bu diellonun kazananı kim olacak ?

26 Kasım 2009 Perşembe

Yeşil Kırmızı Vol 1 : Ternana



Ternana Calcio kulübü 1925 yılında Umbria kentinde kuruldu. Yeşil kırmızılılar iki sezon Serie A'da oynama başarısı göstermesine karşın şu günlerde Serie C'de çöküşün ortasındalar.

Darlington FC adıyla kurulan Ternana geçen yüz yılın ilk yıllarında temeline dönmüştür.1972-1973, 1974-1975 yıllarında Serie A'da mücadele eden Ternana 21 kez de Serie B'de mücale etmiştir.

Kulüp tarihinde sansasyon yaratacak olaylar meydana gelmiştir. Salernito ile Libero Liberati stadında oynanacak maça hakemler ve takımlar gelmiş fakat stadın kapıları bir türlü açılamamıştır. Bunun üzerine hakem maçın skorunu hükmen 3-0 Salernito lehine tayin etmiştir. Başına böyle bir şey gelmiş tek takımdır herhalde Ternana.



Takım ile özdeşleşmiş en önemli oyuncu Fabrizio Miccoli'dir. 1998-2002 yıllarında Ternana takımında forma giyen Miccoli yıldızını Ternana'da parlatarak Juventus'a transfer olup kente adını altın harflerle yazdırmıştır. Miccoli'nin haricinde Corrado Grabbi ve Luiz Jimenez gibi oyuncular da yeşil kırmızılı formayı terletmişlerdir. Graddo, Juventus, Blackburn Rovers ve bir çok Serie A takımı forması giyerken Jimenez, Ternana'dan Lazio'ya ordan da İnter'e transfer olmuştur ve hala İntr forması giyemektedir.



Tribünlerinde red boys, freak brothers, rossoverdi olmak üzere 3 ayrı grup barındıran Ternana, genel olarak kentin sol görüş ağırlığını tribünlerinde de politik pankartlarla gösteriyor. Sol görüş olarak Livorno ile birlikte önemli bir yere sahip olmuş tribün. Atalnta tribünleri ile dostlukları var hatta bu dostluğu görsellere yansıtıyorlar.



Bu sezon toplarlanan takım şuan da Serie C1/B grubunda 14 maçta topladığı 27 puanla Verona'nın ardından 2. sırada bulunuyor. Maçlarını 20,000 kapasiteli Libero Liberati stadında oynayan takımın eski günlerine dönerek en azından Serie B'de oynamasını sadece ben değil tribünlere önem veren bütün futbol severler istiyordur.

Old Trafford İngilizlere Dar Geldi !



Bugün öyle gazetelere bakarken bir şey okudum. Geçen sezon arka arkaya gelen 3 maç şöyleymiş. Fenerbahçe ile oynayan Beşiktaş ardından İngiltere yolunu tutmuş (Liverpool maçı için, sonrasında da Sivasspor maçına çıkmışlar. Geçen sezon ardı ardına bu maçlardan yenilerek ayrılan Beşiktaş bu sene biraz daha farklı.

Hatırlayacaksınız Fenerbahçe maçından sonra sayın Demirören'in PAF takımla çıkacağız iddialarını, ardından 8-0'lık Liverpool hezimeti ve Sivas mağlubiyeti. Bu 3 maç Beşiktaş'ı şampiyonluktan etmekle kalmamış büyük yaralar açmıştı.

Bu sezon Fenerbahçe'yi yenip ardından İngiltere deplasmanından galibiyetle dönene Beşiktaş hafta sonunda Sivasspor'u yenerek hem lige ortak olmak isteyecek hem de geçen sezonki kötü şeyleri tersten okutmuş olacak.

Gelelim maça;

Maçın genelinde Beşiktaş sahaya hakimdi. Maçın bazı bölümlerinde Manchester sahaya ağırlığını koyduysa da Beşitaş'ın kontrolünde devam etti maç.

Tribünlere ayrı bir parantez açmak gerekir çünkü 90 dakika Beşiktaş sesleriyle yankılandı Old Trafford



Maçın öncesinde CSKA evinde Wolfsburg'u yenmiş Beşiktaşınsa kazanmaktan başka çaresi kalmamıştı. Türk futbolu adına kazanmalıydı Beşiktaş. Bir önceki hafta kaybetmişti Şampiyonlar Ligi şansını, Avrupa Ligi için kazanmalıydı.

Maçında 20. dakikasında yaklaşık 30metreden Tello'nun füzesi skoru Beşiktaş Lehine değiştirdi ve Beşiktaş skoru korumayı başardı. 1-0'lık maçlar her zaman tehlikelidir. İster istemez stres yaparsınız ki karşınızda Manchester United gibi bir takım var. Son dakikalarda bunun stresini fazlasıyla yaşadı Beşiktaş ve poziyonlar verdi. Nitekim Rüştü'nün güzel oyunuyla kalesinde görmeden maçı tamamladı.

Maç içersinde özellikle son dakikalarda maçın spikeri Ertem Şener'in "Her yerinden öpüyorum Rüştü" deyişi Rüştü'nün son dakikalarda gösterdiği performansı anlatıyor sanırım.





Beşiktaş daha önce kaybettiği puanlara yanıyor. Avrupa defterini kapatmaması sadece kendi elinde değil. CSKA Moskova'yı yenip Wolfsburg'un Manchester United'ten puan almasını bekleyecek. Olası bir ManU galibiyetinde Beşiktaş'ın kazanıp kazanmaması hiç bir şey ifade etmiyor. Wolfsburg, CSKA, Beşiktaş takımlarının 7şer puanda toplanması halinde Beşiktaş Avrupa defterini kapatacak.

25 Kasım 2009 Çarşamba

CSKA Moskova - Wolfsburg


Şampiyonlar Ligi B grubunda bugün CSKA Moskova-Wolfsburg karşı karşıya gelecek. Saat 19.30'da başlayacak mücadele Beşiktaş için hayati önem arz ediyor.

Şampiyonlar ligi gruplarına kötü bir başlangıç yapan Beşiktaş'ın gözü kulağı bugün Moskova'da olacak. Eski adıyla UEFA yeni adıyla Avrupa Ligine devam edebilmek için CSKA'nın yenilmesini bekleyecek olan Beşiktaş'ta Old Trafford'da sahaya çıkacak.

Wolfsburg ile CSKA Moskova arasında Almanya'da oynan ilk maçı Wolfsburg 3-1 kazanmıştı. Bu akşam saat 19.30'dan itibaren gözümüz kulağımız Moskova Luzhniki Stadında olacak.

Avrupa Kupaları için Saldır Beşiktaş !



Tarih : 25 Kasım 2009
Yer : Old Trafford Stadı/Manchester
Saat : 21.45

Gruplardan çıkmayı garantilemiş Manchester United'ın yedekağırlık kadro ile çıkması beklenirken Beşiktaş'ın avrupa kupalarından devam etmesi için son şansı bu maç. Maçı Fransa Futbol Federasyonundan Stephane Lannoy yönetecek.

Tüm Türkiye'nin kalbi seninle atıyor Beşiktaş. Alnının akıyla çıkacaksın Old Trafford'tan !

24 Kasım 2009 Salı

Sporda Şiddetin Önlenmesi Yasa Taslağı

Futbol sahalarında meydana gelen olayları engellemek için düzenlenen yeni yasa taslağı bir çok kişiyi etkileyecek. Yapılan düzenlemeyle sahalarda meydana gelebilecek olayları minumuma indirmek isteyen Türkiye Futbol Federasyonu hazırlanan yeni taslakla olayların önüne geçmeyi hedefliyor.

Yolsuzlukların, terörizmin vb diğer suçların ve suçluların cezasız kaldığı ülkemizde her şeyi aşmış bulunuyoruz ki stadlara el atmaya başladık. Yakılan meşaleden tutun da tezahüratlarımızı bile gözden geçireceğiz bundan sonra. Federasyonu hazırladığı bu yasa taslığa sebebiyle tebrik etmek istiyoruz. Stadların dolması için uğraş verdiğimiz şu günlerde aldıkları kararlarla stadları boşlattıkları için de teşekkür ediyoruz.

Biletlere TC Kimlik
1-Maç biletlerinin üzerine bilet sahibinin TC Kimlik numarası yazılacak.

Kulüp temsilcileri
2-Süper Lig ve Bank Asya Ligi maçlarında anonsların yapıldığı ve güvenlik kameralarının izlendiği odalarda federasyon ve kulüplerden birer temsilci yer alacak.

Kulüp polisi
3-Emniyet teşkilatı içinde belirlenecek kulüp polisi, ilgili kulübün deplasman maçları dahil bütün maçlarında görev alacak.

Yasak maddeye 3 yıl
4-Spor alanlarına yasak madde sokulması ve kullanılması halinde 3 yıldan 5 yıla kadar spor alanlarında seyirden men edilecek ve 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası verilecek. 2 yıl içinde aynı suçun tekrarlanması halinde ömür boyu müsabakaları spor alanlarından seyirden men edilecek.

Küfüre 2 yıl
5-Çirkin ve kötü tezahüratta bulunanlara, 2 yıldan 4 yıla kadar müsabakaları spor alanlarında seyirden men ve 10 bin TL para cezası verilecek. Tekrarında ömür boyu spor müsabakalarını spor alanlarında seyirden men cezası verilecek.

Ayrımcılığa 3 yıl
6-Ayrımcılık içeren söz ve pankartlara 3 yıldan 5 yıla kadar müsabakaları spor alanlarında seyirden men cezası ile birlikte para cezası verilecek. Tekrarında ömür boyu müsabakaları spor alanlarında seyirden men cezası ve para cezası verilecek.

100 bin TL
7- Yasak beyan veya demeçte bulunan başkan, yönetici, idari veya teknik personel veya sporcu veya taraftar temsilcileri ile taraftar derneklerinin başkan ve yönetim kurulu üyelerine 100 bin Türk Lirası’ndan başlayan para cezası verilecek.

200 bin TL
8-Taraftarları şiddete teşvik edecek nitelikte yayın ve yazılar yasaklanacak. Bu yasağa aykırılık halinde, kişilere 200 bin TL’den, kuruluşlara da 500 bin TL’den başlayan para cezaları verilecek.

Şikeye 5 yıl
9-Şike ve teşvik primi suçlarında 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası verilecek.

Karakola gidecekler
10-Müsabakaları spor alanlarında seyirden men cezası alanlar takımının maçının başlangıcında, devre arasında ve bitiminde en yakın mahalli karakola başvurmak zorunda olacak. Bu kişiler ayrıca, takımlarının yurt dışı maçından 5 gün önce pasaportlarını karakola teslim edecek.

Yardımcılara ceza
11-Cezalı kişilerin spor alanlarına girmesine yardımcı olanlara 1 yıldan 3 yıla kadar müsabakaları spor alanlarında seyirden men cezası ve 2 yıla kadar hapis cezası veya 50 bin TL’ye kadar para cezası...

Koltuk kırana da...
12-Spor alanlarına zarar verenlere (koltuk, lavabo kıranlar gibi) 1 yıldan 3 yıla kadar müsabakaları spor alanlarında seyirden men cezası...

Şiddete 3 yıl
13-Şiddet olaylarına karışanlara, 3 yıldan 5 yıla kadar müsabakaları spor alanında seyirden men cezası ile 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve para cezası verilecek.

Spor Mahkemeleri...
14-Cezalar il-ilçe güvenlik kurulları tarafından değil, yeni kurulacak “Spor İhtisas Mahkemesi” tarafından verilecek. Suçların cezası 24 saat içinde belirlenecek.


Yorum sizin...

23 Kasım 2009 Pazartesi

Lüleburgazspor(A) Vizespor'u Yendi !


Vizespor'un cezası nedeniyle Tertip Kurulunun kararıyla Ahmetbey Güvenspor'un sahasında oynan maçta Lüleburgazspor amatör takımıyla Vizespor karşılaştı.

Lüleburgazspor amatör takımı Lüleburgazspor'un alt yapısındaki oyuncuların tecrube kazanmaları için kurulmuş bir takım. Bütün oyuncuları Lüleburgazsporun alt yapısından ve en büyükleri 1990 doğumlu kardeşlerimiz. Çok da güzel top oynuyorlar Lüleburgazsporumuzun gelecekteki futbolcuları. Vizespor ise klasik bir amatör futbol takımı.

Maçın ilk yarısında dengeli mücadele görünürken fizik avantajını kullanmak isteyen Vizespor durun toplarla Lüleburgazspor kalesine yüklendi. Lüleburgazspor defansının başarılı oyunu sonucunda gol olmayınca ilk yarı 0-0 sona erdi.

Orta saha mücadelesi olarak başlayan 2. yarıda Lüleburgazspor üstünlük kurmayı başarmasına rağmen bir türlü golü bulamadı. Maçın bitimine yaklaşırken ataklarını sıklaştıran Lüleburgazspor aradığı golü 90+2'de buldu. Ümit Yılmaz ceza sahası dışından düzgün bir vuruşla ağları havalandırdı ve maçın skorunu tayin etti. 0-1.

Lüleburgazsporlu kardeşlerimizi tebrik ediyoruz.

Tarihi Skor 9-1



Yok abi bu ingilizlerde insaniyet namına hiç birşey yok.
Futbol bir oyundur, tamam kazanmak güzeldir ama rakip takımın onurunu düşünmek de güzel bir davranıştır.

Redknapp'ın çalıştırdığı kuzey Londra ekibi White Hart Lane'de konuk ettiği Wigan'a gol yağdırdı. Tottenham Hotspur ilk yarıyı 9. dakikada Petr Crouch attığı golle 1-0 önde kapattı. Sıradan bir maçtı bu vakte kadar ama olanlar 2. yarıda oldu. Tabiri caiz ise Tottenham gol olup yağdı 2. yarıda. Jermain Defoe yıldızlaştığı maçta ağlara 5 gol gönderirken maç 9-1 Tottenham Hotspur'un üstünlüğüyle sonuçlandı.

51, 54, 58, 69 ve 87. dakikalarda Defoe topu ağlara yollarken Tottenham'ın diğer gollerini 64. dakikada Lennon, 88. dakika Kirkland (kk), 90. dakikada Kranjcar attı. Buna karşılık Wigan Athletic'in tek sayısı 57. dakikada Scharner'den geldi.
Tottenham Hotspur 9-1 Wigan Athletic !

Defoe Premier Ligte bir maçta en çok gol atan futbolcu rekoruna 5 golle ortak oldu.

Bileklere Kadar Kumda 2-1



Bir stadımız var, dillere destan.
Kum saha, kafa kağıdında yazan adıyla 75. Yıl Stadı. Stad olmasına stad da tribün yok hani, kale arkasında 40-50 kişilik bir tribünü var rakip seyirci için. Lüleburgazlılar genelde Maratondan, stadın yanındaki yoldan takip eder maçları.

Yıllar önce oynadığım sahaya bugün seyirci olarak gittim. Hazır Lüleburgazspor'un maçı yok amatör küme de ne var ne yok diye bakayım dedim. Şansıma da güzel bir maç vardı Yıldırımspor - Babaeskispor. Yıldırımspor şehrimizin takımı Babaeskiyse düşman :)

Babaeskispor geçen yılın şampiyonu, Yıldırımspor ise son maçta 3. Lig play off'larını kaçıran bir takım. Çetin bir maç olacağı belliydi de unutmuştum yıllar öncesi o kumla verdiğimiz savaşları. Sahada güzel mücadele vardı ama asıl mücadele kumla oldu. Hele bir köşesi var ki sormayın gitsin. Oraya giren bileklerine kadar kuma gömülüyor.

Bilinmeyen sebeplerden dolayı 30 dakika geç başlayan maçta ilk golü bulan Yıldırımsporumuz oldu. 15. dakikada ceza sahası içine yapılan bir ortada Tunç yükseldi ve kafayı vurdu. Güzel bir gol oldu. Sahada ismini bildiğim ender oyunculardan birisi olur Tunç. Kendisi Garo Recep abimizin oğludur ve Lüleburgazspor'umuzun alt yapısından yetişmedir.

Bu maç böyle gider derken Babaeskispor penaltı kazandı 25. dakikada. Aha dedim gitti maç, getir geri getirebilirsen. Topuna başına da bir adam geçti ki insan azmanı. Dedim sokacak kaleciyi içeri şimdi ama dışarı vurdu. İlk yarı 1-0 sona erdi.

2. yarıda Yıldırımspor geriye yaslandıkça Babaeski bastırmaya başladı. Gol geliyorum dedi 2-3 kere ama Babaeskili oyuncuların beceriksizlikleriyle önde götürdü Yıldırımspor maçı taaki 60. dakikaya kadar. Ceza sahası içince oluşan bir karambolde Babaeskili futbolcuların gol atmamak için gösterdikleri uğraşa karşın top girmekte bir hayli kararlıydı ve sonuç 1-1 oldu.

Babaeski biz amatördeyken böyle takım kurmazdı. Bizim zorla yendiğimiz maçlar oluyordu. O Babaeski gitmiş yerine sıradan bir köy takımı gelmiş sanki. Bu beceriksizlikle çok dayanamazlar diyordum ki 5 dakika dayanabildiler onlarda. 65. dakika da Yıldırımspor skoru 2-1'e taşıyan golü attı ve maçtan galip ayrıldı.

Diğer maçlar;

Yıldırımspor 2-1 Babaeskispor

Vizespor 0-1 Lüleburgazpsor (A)

Evrenspor 0-1 Kırklarelispor

Pınarhisarspor 3-1 Ahmetbey Güvenspor

21 Kasım 2009 Cumartesi

Ruhsuzlar Ordusu Fenerbahçe


O kadar dağınık çıktıki Fenerbahçe sahaya elleriyle teslim etti maçı. Herkes savruk, kafasına göre, sistemden bağımsızdı. Gökhan gönül sol kanattan hücum yaparken Mehmet Topuz hep ortaya katetti. Sağa kanattan verilen boşlukları İbrahim Üzülmez iyi değerlendirdi. Lakin tartışılır Fink'e yaptığı ortayı kasıtlı yapıp yapmadığı...


İlk yarıda oyun kilitlendi orta sahada. Fenerbahçeli oyuncular kontrolsüzce hücum etmek isterken Beşiktaşlılar ortasahayı darlattılar. Orta sahadan topla çıkmak isteyen her Fenerbahçeli oyuncunun başından 3 tane Beşiktaşlı futbolcu bitiyordu. Özellikle Fink, Alex'i marke etme işinin altından öyle güzel kalktıki, adım attırmadı Alex'e. Takdire şahayandı..
Bir tarafta motivasyon hat safhada iken diğer tarafta yerlerde sürünüyordu.

Maçın henüz başında Serdar Özkan yakaladığı pozisyonu atsa daha maçın başında oyun kopabilirdi. Golsüz devam ederken Gökhan Gönül'ün pozisyonunda hakem penaltıyı çalmış olsa skor değişebilir Fenerbahçe de kazanabilirdi. Ama Platini'nin Fransa maçından önce dediği gibi " Futbolda teknoloji gereksizdir, futbol hakem hatalarıyla güzeldir " !

İlk yarının son atağında Alex'in vuruşu ve maç içinde Carlos'un yaptığı koşudan başka hiç bir şey kalmadı aklımda Fenerbahçe'ye dair. Fink'in attığı golü de ağzım açık izledim desem yeri var.

Emre'nin sakatlanması sistemi çökertse de Dos Santos gibi bir adamın ilk 11'de mücadele etmesi sistemin içine koyulan bir bombaydı akşam. Geldiğinden bu yana sadece Sivasspor mücadelesinde kendinden bekleneni verdi kalan maçlarda uyumayı tercih etti. Bu takımda Dos Santos'a yer yok keza adamın koşuşunda bile hayır yok ! Bu kadar vurdum duymaz, tabiri caiz ise eli müstehcen yerlerinde sahada dolaşan bir adamın Fenerbahçe'ye bir katkısı olamaz.


Fenerbahçe'nin 3 sene şampiyonluk sözüyle beraber takımın başına getirdiği Daum, Beşiktaş maçı öncesi beraberlik naraları atıyor. Takıma bakıyorsun motivasyon adına bir şey yok, 0'ın altında. Hani daha bundan 2-3 hafta önce bir Fenerbahçe vardı, hakem kararlarına itiraz eden, takım olduğunu gösteren hareketleri sıkça tekrarlayan...
Peki ya akşam ?
Gökhan Gönül'ün bariz penaltı poziyonunda itiraz namına bir şey yok. Beşiktaş'ın attığı 3.golde çok açık bir ofsayt var ama itiraz eden bir kişi bile yok. Fenerbahçe yenilmek için çıkmıştı maça zaten...
Ama niye ?!
Peki ya aralarındaki dostluk ?
Ondan zaten eser yoktu.

Cristian diye bir adam var Fenerbahçe'nin orta sahasında o adamı kim bulduysa helal olsun. Dos Santos'a da yılın bidonu yakıştırması hayırlı olsun..!

Beşiktaş yapması gerekeni yaparak kazandı. Önce durdurup sonra vurmayı hedefledi. Orta sahayı kalabalık tutup Fenerbahçe'nin orta sahasıyla forveti arasındaki bağları kopardı. Zaman zaman 11 kişiyle savunma yaptı ama hücuma çıkarken en az 4 kişiyle çıktı. Yani maçı kazanmayı çokça hakettiler, tebrik etmek gerek.



Fenerbahçe'nin adına yakışır bir mücadele göstermediği maçı, Beşiktaş yapması gereken herşeyi yaparak 3-0'lık net bir skorla kazanmayı başardı. Lige heyecan geldi, şimdi şeyreyle cümbüşü...