30 Kasım 2009 Pazartesi

8 Kasım'da Hüzün


Nasıl başlasam nereden girsem bilmiyorum. Haftalardır oynanan güzel futbol, izlediğimiz gollü maçlar, üst sıraları zorlayan bir takım halini almıştı Lüleburgazspor. Bandırma maçına çıkarken ümitliydim, ümitliydik. Takım gol atıyor, kazanıyordu. Coşuyordu, coşuyorduk.

Bandırmaspor ligin zirvesindeki takımdı. Lider olarak geliyordu ama ne liderler görmüştük şimdiye kadar 8 Kasım Stadından lider olarak ayrılamayan. Yine öyle düşünüyoruk, iddialıydık...

Maça tutuk başlamamıza rağmen, 2. yarıların takımıydık ve 2. yarılarda farka gidiyorduk. Umutlandık da umutlandık maç boyunca. Pozisyona giremiyorduk ama pozisyonda  vermiyorduk. 20. dakikada bir pozisyon verdik topu ağlarımızda bulduk. Olsun daha koskoca 70 dakika vardı ve biz 2. yarılan takımıydık, alacaktık. Beklediğimiz gibi ilk yarıyı yine gol atamadan kapattık.

2. yarı başladığında yavaş yavaş söndü içimdeki ümit. Ne daha önceki haftalardaki gibi saldırıyorduk ne de pozisyona girebiliyorduk. Sezonun en kötü futbolunu oynuyorduk yani. Sağdan soldan bindirdiğimiz ataklar korner bayraklarının önünde eriyip gidiyordu. Etkisizdik kornerlerde, hava toplarında. Hatta en iyi yaptığımız atakları bile beceremez hale gelmişti takım. Öyle sade bir futbol oynuyorlardı ki biz saç baş yoluyorduk. 2. yarının da yarısı geçmişti böylece. 70. dakikada ceza sahası içinde Talha'nın önünde kaldı top, çok da güzel vurdu topa ama defans elle kesmişti ve penaltı kazandık. Talha topun başındaydı ve tam köşeye yolladı 1-1. Stad yıkılıyordu neredeyse. Herkes karşısına kim çıkarsa sarılıyordu. İlk önüme gelen insana sarıldım ben de hiç bakmadan, sonradan farkettim sarıldığım yöneticiymiş.

Sevindik... Ama daha Pınarbaşı giremeden yedik yine golü. Göremedik de golü nasıl yediğimizi. Sahaya yüzümü döndüğümde top kalecimiz Burak'ın üzerinden süzülüyordu. Çok güzel bir yere gitti sadece buydu gördüğüm. Stadta ölüm sessizliği vardı, herkes susmuş maçın ne olacağını bekliyordu.

Bandırmalı futbolculara bir kaç sözüm olacak. Golü atmışsın ve sevinmek hakkın eyvallah. Be adam ne diye gelip rakip takım seyircisi önünde sevinirsin ?
Amacın ne ?
Oradaki insanları provake etmek mi ?
Bir olay çıksa ne olacak ? Ne yapacaksın ?
2. Golü bulamadık ama sonrasında çok saldırdık. Sağ kanatta Tandoğan'ın yokluğunu çok fazla hissettik. Makina gibi işleyen sağ kanadımızdan eser yoktu Bandırma maçında. Olsun canları sağolsun aslanların. Aslanlar gibi mücade ettiler. Olan benim atkıma oldu.

Bandırmalı bir kardeşimle iddiasına girmiştik. Biz yenersek ben onun atkısını alıcaktım, onlar yenerse o benim atkımı. Maçtan sonra gidip verdik atkıyı sözümüzden dönmeden. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın misali.

Yükselme grubu olanağımız kalmadı. Bundan sonra toplayacağımız puanlarla klasman grubunda üst sıralarda yer bulmaya çalışacağız. Amacımız Klasman grubu şampiyonluğu artık, hayırlı olsun hakkımızda.

Not : Resimler düştüğünde eklenecektir..

29 Kasım 2009 Pazar

El Clasico 1-0



Camp Nou stadını dolduran aşağı yukarı 100,000 insanı memnun edecek düzeyde bir mücade oldu mu sahada ?

Beklenen anlatılan Barcelona bu muydu ?
Niye oynayamadı ?
Peki ya Real Madrid ?
Harcan 100 Milyon Eurolar ?
Kazanılan paralar. El Clasico'lar filan.
Sahaya yansıtılan oyun neydi öyle birader ?

Pellegrini ilk etapta çok iyi çözdü Barcelona'yı. Katalanlara top yaptırmayan belki de Pellegrini'nin öğrencileri ve taktiğiydi. Ama medyada meşgul ettiği yer kadar futbol zevki vermedi maç. Tenis maçı izler gibi maç izleyeceğimin hayalini kuruyordum kaç gündür.

Kadrolar açıklandı, saha dizilişlerine baktım. Birbirinden yetenekli oyuncular vardı. Amaa iki kadroyada kırgınlığım oldu. Real cephesinde Benzema'nın yedek kalışıydı üzen, Barcelona cephesindeyse İbra.

Dünya gözüyle Real'i de izledik bu akşam. Kadrolarına çok yetenekli oyunculardan kurulu demek bile idama götürür adamı, en kötü müebbet yersin. Süper starlar takımı Real Madrid, Dünya'nın en komplike takımına ecel terleri döktürdü. Ronaldo 1 ay aradan sonra ilk defa formasına kavuşurken kondüsyon yetersizliği nedeniyle 2.yarıda kulübeye çekildi. Oynadığı zaman içersinde bencil oyun sergilese de ayağına aldığı toplar genelde tehlikeli Real ataklarına dönüştü. Higuain yetersiz bir forvet, Benzema gibi bir adamın varken Higuain'in oynaması Pellegrini'nin en büyük hatasıydı. Marcelo'nun ayağına aldığı bütün toplar kayıp olarak kayıtlara geçti. Oynamasa daha iyiydi, takımına daha yararlı olurdu. En azından onun olduğu kanada top atmazdı Madridli olyuncular. Bir adam bu kadar mı top kaybeder ya da ayağına gelen hiç bir topu mu olumlu kullanamaz. 90 dakika nasıl sabrettiler anlamak mümkün değil.

Real tarafından bir oyuncuya parantez açmak istiyorum " Diarra" ! Oynadığı oyunlar bu akşam sahanın en iyisiydi. Defansif orta saha olarak çok iyi, hücuma da destek veriyor. Top çalmada üzerine Dünya'da adam yoktur. Barcelona'nın makina gibi işleyen sistemene sokulan Real çomağı oldu desek fazla abartmış olmayız herhalde. Belki giydiği forma numarası ile oyun anlayışı arasında çok fark var ama bu takımın en önemli oyuncusu konumunda olduğu aşikar. Ne Kaka ne de Ronaldo Lass Diarra yoksa Real Madrid'te olmayacaktır. Formasının hakkını sonuna kadar veren oyunculardan biriydi sahada, kırmızı kart görmesine rağmen.





Barcelona İnter maçında çizdiği görüntünün aksine bir oyun sergiledi bu akşam. İnter'den daha fazla silahı olmasıydı belki sebep ama Barcelona gibi bir takımın rakibini değil, rakibinin Barcelonayı düşünmesi gerekir. Bu Real Madrid bile olsa! Görmeye alışık olduğumuz orta saha varyasyonlarından uzak bir maçtı Barcelona adına. Orta sahada yapılan yan paslarla topla oynama yüzdesi arttırdılar sadece. Messi'nin ayağına gelen toplarda tehlikeli ataklar yaşanabilirdi ama bir çoğu ceza sahası çizgisi üzerinde eridi bitti. Henry yokları oynarken 2. yarının başında yerini Zlatan İbrahimoviç'e bıraktı. İniesta ve Xavi maç boyunca çok çalıştılar ama alıştığımız görüntülerinden çok uzaktılar. Barcelona takımının en iyisi Puyol'du. Bütün Real ataklarını savuşturdu ve takımının gol yememesinde büyük etkendi.

Alves, Henry, Segio Busqets, Keita beklenenin altında performans sergilediler. Alves asisti yapmasına rağmen orta isabet oranı çok düşüktü maç içersinde.




Öyle ya da böyle Barcelona bir El Clasico'dan daha galibiyetle çıktı. Ne kadar seyir zevki düşük ve gol bakımından kısır bir maç olsa da El Clasico El Clasico'dur !

28 Kasım 2009 Cumartesi

El Clasicodan 1 Gün Önce


Bütün Dünya kilitlenmiş Barcelona Real Madrid maçını bekliyor. Aynı şehrin 2 takımı olmamalarına rağmen aralarında büyük rekabet söz konusu, bu yüzden derbi yakıştırmasının ağır kaçmayacağını düşünüyorum.

2 takım arasında çok büyük farklılar söz konusu. Real madrid kraliyet yanlısı bir takım. Son yüz yılın takımı demek abartı kaçmayacaktır. 9 Şampiyonlar ligi şampiyonluğu ile Dünya'nın en büyük kulübü olarak anılıyor. Franco'nun takımı diye anılmasından dolayı Katalanlar tarafında sevilmiyor.Kadrosunda her daim süperstar oyuncuları barındıran Real Madrid Los Galacticos lakabına sahip. Tarihi boyunca kadrosunda bulunan yıldızları saymaya sayfalar yetmez. Bu sezonun başında çok büyük transferlerle geçen sezonki hezimetin acısını almak isteyecekler.



Barcelona ise Katalunya'nın simgesi konumunda. Katalunya'ya ayırmak bu parantezi daha doğru olur sanırım. Katalunya İspanya'nın güney sahillerinde yer alan sanayileşmiş ve zengin bir eyalettir. Kendilerini İspanya'da ayrı tutarlar ve başkent Barcelona olarak kabul edilir. Real Madridle Franco'nun beraber anılmasından bu yana Real Madrid'e düşman gözüyle bakarlar. 1996 yılında olimpiyatların Barcelona'ya verilmesi Katalanları çok mutlu etmiştir. Bir bakıma kendi ülkelerinde olmuştur. Real kadar transfere para harcamayan Barcelona alt yapısından önemli yıldızlar yetiştirmekte şu sıralar.



Bu maçın bu kadar büyük önem kazanmasında, bu 2 takımın birbirine bu kadar soğuk olmasındaki en büyük etkene gelelim şimdi de... General Franco !
İspanya'da iç savaşın başlamasına sebep olmuş generaldir kendisi. Hitler ve Mussolini'den aldığı destekle birlikte ülkeyi kaoasa süreklemiştir. Diktör rejimini benimseyen General Franco karşıt grupları, medyayı ve muhalefeti yok ederek dikta rejimini sürdürmeyi başarmıştır. İktidarda olduğu süre boyunca ülkedeki tek karar merciği kendisi olmuştur. Bütün devlet idaresini kendi üzerine alan Franco, askeri güçleri ve katolik kilisesinin dahi en yetkili ismi haline gelmişti. Katalunya'daki özgürlükçü hareketler dolayısıyla Katalanlar tarafından sevilmeyen Franco Real Madrid'e yakın olmasıyla da Real Madrid - Barcelona arası soğuk olmuştur hep.

Luis Figo'nun zamanın bonservis rekoruyla Barcelona'dan Real Madride transfer olması belki Los Galactikosun başlangıcı oldu ama Barcelona taraftarının da öfkesi gün yüzüne çıktı. 2 takım arasındaki rekabeti burdan da görebiliriz.

Maç Camp Nou stadında oynanacak. Camp Nou Türkçe yeni stad anlamına gelmektedir. Avrupanın en büyük stadı olan Camp Nou Katalanlara aittir ve kapasitesi 98,772'dir. Futbol Stadyumunun yanında Barcelona'nın amatör branş saha ve salonları da vardır. Muazzam bir spor kompleksidir. 1957 yılında inşa edilmiştir.



Şimdi gelelim 2009-2010 sezonuna...
Real Madrid bu sezonki transferleriyle Los Galacticos 2 takımını kurma peşinde. Cristiano Ronaldo, Kaka, Xabi Alonso, Benzema gibi transferler yaptılar. Kadrosu;

• 1 Casillas
• 2 Arbeloa
• 3 Pepе
• 4 Sergio Ramos
• 5 Gago
• 6 M. Diarra
• 7 Raúl (c)
• 8 Kaká
• 9 Ronaldo
• 10 Lass
• 11 Benzema
• 12 Marcelo
• 13 Dudek
• 14 Guti Haz.
• 15 R. Drenthe
• 17 v. Nistelrooy
• 18 R. Albiol
• 19 Garay
• 20 Higuaín
• 21 Metzelder
• 22 Alonso
• 23 van der Vaart
• 24 Granero
• Teknik Direktör: Pellegrini

Barcelona ise son yılların en iyi takımına sahip. Alt yapı destekli ve nokta transferle takım oyunu bazında Dünya'nın en iyisi. Kadrosunda Dünya'nın en iyi 2 oyuncusundan biri olarak gösterilen Lionel Messi'yi bulunduruyor. Kadrosu;

• 1 Valdés
• 2 Dani Alves
• 3 Piqué
• 4 Márquez
• 5 Puyol (c)
• 6 Xavi
• 8 Iniesta
• 9 Ibrahimović
• 10 Messi
• 11 Bojan
• 13 Pinto
• 14 Henry
• 15 Keita
• 16 Busquets
• 17 Pedro
• 18 Milito
• 19 Maxwell
• 21 Çigrinskiy
• 22 Abidal
• 24 Touré
• 35 Jeffrén
• Teknik direktör: Guardiola



Bir tarafta Dünyanın en iyi 2 oyuncusundan biri olarak gösterilen Barcelonalı Messi
diğer taraftao 2 oyuncudan 2.si Real Madridli Cristiano Ronaldo. Bakalım bu diellonun kazananı kim olacak ?

26 Kasım 2009 Perşembe

Yeşil Kırmızı Vol 1 : Ternana



Ternana Calcio kulübü 1925 yılında Umbria kentinde kuruldu. Yeşil kırmızılılar iki sezon Serie A'da oynama başarısı göstermesine karşın şu günlerde Serie C'de çöküşün ortasındalar.

Darlington FC adıyla kurulan Ternana geçen yüz yılın ilk yıllarında temeline dönmüştür.1972-1973, 1974-1975 yıllarında Serie A'da mücadele eden Ternana 21 kez de Serie B'de mücale etmiştir.

Kulüp tarihinde sansasyon yaratacak olaylar meydana gelmiştir. Salernito ile Libero Liberati stadında oynanacak maça hakemler ve takımlar gelmiş fakat stadın kapıları bir türlü açılamamıştır. Bunun üzerine hakem maçın skorunu hükmen 3-0 Salernito lehine tayin etmiştir. Başına böyle bir şey gelmiş tek takımdır herhalde Ternana.



Takım ile özdeşleşmiş en önemli oyuncu Fabrizio Miccoli'dir. 1998-2002 yıllarında Ternana takımında forma giyen Miccoli yıldızını Ternana'da parlatarak Juventus'a transfer olup kente adını altın harflerle yazdırmıştır. Miccoli'nin haricinde Corrado Grabbi ve Luiz Jimenez gibi oyuncular da yeşil kırmızılı formayı terletmişlerdir. Graddo, Juventus, Blackburn Rovers ve bir çok Serie A takımı forması giyerken Jimenez, Ternana'dan Lazio'ya ordan da İnter'e transfer olmuştur ve hala İntr forması giyemektedir.



Tribünlerinde red boys, freak brothers, rossoverdi olmak üzere 3 ayrı grup barındıran Ternana, genel olarak kentin sol görüş ağırlığını tribünlerinde de politik pankartlarla gösteriyor. Sol görüş olarak Livorno ile birlikte önemli bir yere sahip olmuş tribün. Atalnta tribünleri ile dostlukları var hatta bu dostluğu görsellere yansıtıyorlar.



Bu sezon toplarlanan takım şuan da Serie C1/B grubunda 14 maçta topladığı 27 puanla Verona'nın ardından 2. sırada bulunuyor. Maçlarını 20,000 kapasiteli Libero Liberati stadında oynayan takımın eski günlerine dönerek en azından Serie B'de oynamasını sadece ben değil tribünlere önem veren bütün futbol severler istiyordur.

Old Trafford İngilizlere Dar Geldi !



Bugün öyle gazetelere bakarken bir şey okudum. Geçen sezon arka arkaya gelen 3 maç şöyleymiş. Fenerbahçe ile oynayan Beşiktaş ardından İngiltere yolunu tutmuş (Liverpool maçı için, sonrasında da Sivasspor maçına çıkmışlar. Geçen sezon ardı ardına bu maçlardan yenilerek ayrılan Beşiktaş bu sene biraz daha farklı.

Hatırlayacaksınız Fenerbahçe maçından sonra sayın Demirören'in PAF takımla çıkacağız iddialarını, ardından 8-0'lık Liverpool hezimeti ve Sivas mağlubiyeti. Bu 3 maç Beşiktaş'ı şampiyonluktan etmekle kalmamış büyük yaralar açmıştı.

Bu sezon Fenerbahçe'yi yenip ardından İngiltere deplasmanından galibiyetle dönene Beşiktaş hafta sonunda Sivasspor'u yenerek hem lige ortak olmak isteyecek hem de geçen sezonki kötü şeyleri tersten okutmuş olacak.

Gelelim maça;

Maçın genelinde Beşiktaş sahaya hakimdi. Maçın bazı bölümlerinde Manchester sahaya ağırlığını koyduysa da Beşitaş'ın kontrolünde devam etti maç.

Tribünlere ayrı bir parantez açmak gerekir çünkü 90 dakika Beşiktaş sesleriyle yankılandı Old Trafford



Maçın öncesinde CSKA evinde Wolfsburg'u yenmiş Beşiktaşınsa kazanmaktan başka çaresi kalmamıştı. Türk futbolu adına kazanmalıydı Beşiktaş. Bir önceki hafta kaybetmişti Şampiyonlar Ligi şansını, Avrupa Ligi için kazanmalıydı.

Maçında 20. dakikasında yaklaşık 30metreden Tello'nun füzesi skoru Beşiktaş Lehine değiştirdi ve Beşiktaş skoru korumayı başardı. 1-0'lık maçlar her zaman tehlikelidir. İster istemez stres yaparsınız ki karşınızda Manchester United gibi bir takım var. Son dakikalarda bunun stresini fazlasıyla yaşadı Beşiktaş ve poziyonlar verdi. Nitekim Rüştü'nün güzel oyunuyla kalesinde görmeden maçı tamamladı.

Maç içersinde özellikle son dakikalarda maçın spikeri Ertem Şener'in "Her yerinden öpüyorum Rüştü" deyişi Rüştü'nün son dakikalarda gösterdiği performansı anlatıyor sanırım.





Beşiktaş daha önce kaybettiği puanlara yanıyor. Avrupa defterini kapatmaması sadece kendi elinde değil. CSKA Moskova'yı yenip Wolfsburg'un Manchester United'ten puan almasını bekleyecek. Olası bir ManU galibiyetinde Beşiktaş'ın kazanıp kazanmaması hiç bir şey ifade etmiyor. Wolfsburg, CSKA, Beşiktaş takımlarının 7şer puanda toplanması halinde Beşiktaş Avrupa defterini kapatacak.

25 Kasım 2009 Çarşamba

CSKA Moskova - Wolfsburg


Şampiyonlar Ligi B grubunda bugün CSKA Moskova-Wolfsburg karşı karşıya gelecek. Saat 19.30'da başlayacak mücadele Beşiktaş için hayati önem arz ediyor.

Şampiyonlar ligi gruplarına kötü bir başlangıç yapan Beşiktaş'ın gözü kulağı bugün Moskova'da olacak. Eski adıyla UEFA yeni adıyla Avrupa Ligine devam edebilmek için CSKA'nın yenilmesini bekleyecek olan Beşiktaş'ta Old Trafford'da sahaya çıkacak.

Wolfsburg ile CSKA Moskova arasında Almanya'da oynan ilk maçı Wolfsburg 3-1 kazanmıştı. Bu akşam saat 19.30'dan itibaren gözümüz kulağımız Moskova Luzhniki Stadında olacak.

Avrupa Kupaları için Saldır Beşiktaş !



Tarih : 25 Kasım 2009
Yer : Old Trafford Stadı/Manchester
Saat : 21.45

Gruplardan çıkmayı garantilemiş Manchester United'ın yedekağırlık kadro ile çıkması beklenirken Beşiktaş'ın avrupa kupalarından devam etmesi için son şansı bu maç. Maçı Fransa Futbol Federasyonundan Stephane Lannoy yönetecek.

Tüm Türkiye'nin kalbi seninle atıyor Beşiktaş. Alnının akıyla çıkacaksın Old Trafford'tan !

24 Kasım 2009 Salı

Sporda Şiddetin Önlenmesi Yasa Taslağı

Futbol sahalarında meydana gelen olayları engellemek için düzenlenen yeni yasa taslağı bir çok kişiyi etkileyecek. Yapılan düzenlemeyle sahalarda meydana gelebilecek olayları minumuma indirmek isteyen Türkiye Futbol Federasyonu hazırlanan yeni taslakla olayların önüne geçmeyi hedefliyor.

Yolsuzlukların, terörizmin vb diğer suçların ve suçluların cezasız kaldığı ülkemizde her şeyi aşmış bulunuyoruz ki stadlara el atmaya başladık. Yakılan meşaleden tutun da tezahüratlarımızı bile gözden geçireceğiz bundan sonra. Federasyonu hazırladığı bu yasa taslığa sebebiyle tebrik etmek istiyoruz. Stadların dolması için uğraş verdiğimiz şu günlerde aldıkları kararlarla stadları boşlattıkları için de teşekkür ediyoruz.

Biletlere TC Kimlik
1-Maç biletlerinin üzerine bilet sahibinin TC Kimlik numarası yazılacak.

Kulüp temsilcileri
2-Süper Lig ve Bank Asya Ligi maçlarında anonsların yapıldığı ve güvenlik kameralarının izlendiği odalarda federasyon ve kulüplerden birer temsilci yer alacak.

Kulüp polisi
3-Emniyet teşkilatı içinde belirlenecek kulüp polisi, ilgili kulübün deplasman maçları dahil bütün maçlarında görev alacak.

Yasak maddeye 3 yıl
4-Spor alanlarına yasak madde sokulması ve kullanılması halinde 3 yıldan 5 yıla kadar spor alanlarında seyirden men edilecek ve 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası verilecek. 2 yıl içinde aynı suçun tekrarlanması halinde ömür boyu müsabakaları spor alanlarından seyirden men edilecek.

Küfüre 2 yıl
5-Çirkin ve kötü tezahüratta bulunanlara, 2 yıldan 4 yıla kadar müsabakaları spor alanlarında seyirden men ve 10 bin TL para cezası verilecek. Tekrarında ömür boyu spor müsabakalarını spor alanlarında seyirden men cezası verilecek.

Ayrımcılığa 3 yıl
6-Ayrımcılık içeren söz ve pankartlara 3 yıldan 5 yıla kadar müsabakaları spor alanlarında seyirden men cezası ile birlikte para cezası verilecek. Tekrarında ömür boyu müsabakaları spor alanlarında seyirden men cezası ve para cezası verilecek.

100 bin TL
7- Yasak beyan veya demeçte bulunan başkan, yönetici, idari veya teknik personel veya sporcu veya taraftar temsilcileri ile taraftar derneklerinin başkan ve yönetim kurulu üyelerine 100 bin Türk Lirası’ndan başlayan para cezası verilecek.

200 bin TL
8-Taraftarları şiddete teşvik edecek nitelikte yayın ve yazılar yasaklanacak. Bu yasağa aykırılık halinde, kişilere 200 bin TL’den, kuruluşlara da 500 bin TL’den başlayan para cezaları verilecek.

Şikeye 5 yıl
9-Şike ve teşvik primi suçlarında 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası verilecek.

Karakola gidecekler
10-Müsabakaları spor alanlarında seyirden men cezası alanlar takımının maçının başlangıcında, devre arasında ve bitiminde en yakın mahalli karakola başvurmak zorunda olacak. Bu kişiler ayrıca, takımlarının yurt dışı maçından 5 gün önce pasaportlarını karakola teslim edecek.

Yardımcılara ceza
11-Cezalı kişilerin spor alanlarına girmesine yardımcı olanlara 1 yıldan 3 yıla kadar müsabakaları spor alanlarında seyirden men cezası ve 2 yıla kadar hapis cezası veya 50 bin TL’ye kadar para cezası...

Koltuk kırana da...
12-Spor alanlarına zarar verenlere (koltuk, lavabo kıranlar gibi) 1 yıldan 3 yıla kadar müsabakaları spor alanlarında seyirden men cezası...

Şiddete 3 yıl
13-Şiddet olaylarına karışanlara, 3 yıldan 5 yıla kadar müsabakaları spor alanında seyirden men cezası ile 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve para cezası verilecek.

Spor Mahkemeleri...
14-Cezalar il-ilçe güvenlik kurulları tarafından değil, yeni kurulacak “Spor İhtisas Mahkemesi” tarafından verilecek. Suçların cezası 24 saat içinde belirlenecek.


Yorum sizin...

23 Kasım 2009 Pazartesi

Lüleburgazspor(A) Vizespor'u Yendi !


Vizespor'un cezası nedeniyle Tertip Kurulunun kararıyla Ahmetbey Güvenspor'un sahasında oynan maçta Lüleburgazspor amatör takımıyla Vizespor karşılaştı.

Lüleburgazspor amatör takımı Lüleburgazspor'un alt yapısındaki oyuncuların tecrube kazanmaları için kurulmuş bir takım. Bütün oyuncuları Lüleburgazsporun alt yapısından ve en büyükleri 1990 doğumlu kardeşlerimiz. Çok da güzel top oynuyorlar Lüleburgazsporumuzun gelecekteki futbolcuları. Vizespor ise klasik bir amatör futbol takımı.

Maçın ilk yarısında dengeli mücadele görünürken fizik avantajını kullanmak isteyen Vizespor durun toplarla Lüleburgazspor kalesine yüklendi. Lüleburgazspor defansının başarılı oyunu sonucunda gol olmayınca ilk yarı 0-0 sona erdi.

Orta saha mücadelesi olarak başlayan 2. yarıda Lüleburgazspor üstünlük kurmayı başarmasına rağmen bir türlü golü bulamadı. Maçın bitimine yaklaşırken ataklarını sıklaştıran Lüleburgazspor aradığı golü 90+2'de buldu. Ümit Yılmaz ceza sahası dışından düzgün bir vuruşla ağları havalandırdı ve maçın skorunu tayin etti. 0-1.

Lüleburgazsporlu kardeşlerimizi tebrik ediyoruz.

Tarihi Skor 9-1



Yok abi bu ingilizlerde insaniyet namına hiç birşey yok.
Futbol bir oyundur, tamam kazanmak güzeldir ama rakip takımın onurunu düşünmek de güzel bir davranıştır.

Redknapp'ın çalıştırdığı kuzey Londra ekibi White Hart Lane'de konuk ettiği Wigan'a gol yağdırdı. Tottenham Hotspur ilk yarıyı 9. dakikada Petr Crouch attığı golle 1-0 önde kapattı. Sıradan bir maçtı bu vakte kadar ama olanlar 2. yarıda oldu. Tabiri caiz ise Tottenham gol olup yağdı 2. yarıda. Jermain Defoe yıldızlaştığı maçta ağlara 5 gol gönderirken maç 9-1 Tottenham Hotspur'un üstünlüğüyle sonuçlandı.

51, 54, 58, 69 ve 87. dakikalarda Defoe topu ağlara yollarken Tottenham'ın diğer gollerini 64. dakikada Lennon, 88. dakika Kirkland (kk), 90. dakikada Kranjcar attı. Buna karşılık Wigan Athletic'in tek sayısı 57. dakikada Scharner'den geldi.
Tottenham Hotspur 9-1 Wigan Athletic !

Defoe Premier Ligte bir maçta en çok gol atan futbolcu rekoruna 5 golle ortak oldu.

Bileklere Kadar Kumda 2-1



Bir stadımız var, dillere destan.
Kum saha, kafa kağıdında yazan adıyla 75. Yıl Stadı. Stad olmasına stad da tribün yok hani, kale arkasında 40-50 kişilik bir tribünü var rakip seyirci için. Lüleburgazlılar genelde Maratondan, stadın yanındaki yoldan takip eder maçları.

Yıllar önce oynadığım sahaya bugün seyirci olarak gittim. Hazır Lüleburgazspor'un maçı yok amatör küme de ne var ne yok diye bakayım dedim. Şansıma da güzel bir maç vardı Yıldırımspor - Babaeskispor. Yıldırımspor şehrimizin takımı Babaeskiyse düşman :)

Babaeskispor geçen yılın şampiyonu, Yıldırımspor ise son maçta 3. Lig play off'larını kaçıran bir takım. Çetin bir maç olacağı belliydi de unutmuştum yıllar öncesi o kumla verdiğimiz savaşları. Sahada güzel mücadele vardı ama asıl mücadele kumla oldu. Hele bir köşesi var ki sormayın gitsin. Oraya giren bileklerine kadar kuma gömülüyor.

Bilinmeyen sebeplerden dolayı 30 dakika geç başlayan maçta ilk golü bulan Yıldırımsporumuz oldu. 15. dakikada ceza sahası içine yapılan bir ortada Tunç yükseldi ve kafayı vurdu. Güzel bir gol oldu. Sahada ismini bildiğim ender oyunculardan birisi olur Tunç. Kendisi Garo Recep abimizin oğludur ve Lüleburgazspor'umuzun alt yapısından yetişmedir.

Bu maç böyle gider derken Babaeskispor penaltı kazandı 25. dakikada. Aha dedim gitti maç, getir geri getirebilirsen. Topuna başına da bir adam geçti ki insan azmanı. Dedim sokacak kaleciyi içeri şimdi ama dışarı vurdu. İlk yarı 1-0 sona erdi.

2. yarıda Yıldırımspor geriye yaslandıkça Babaeski bastırmaya başladı. Gol geliyorum dedi 2-3 kere ama Babaeskili oyuncuların beceriksizlikleriyle önde götürdü Yıldırımspor maçı taaki 60. dakikaya kadar. Ceza sahası içince oluşan bir karambolde Babaeskili futbolcuların gol atmamak için gösterdikleri uğraşa karşın top girmekte bir hayli kararlıydı ve sonuç 1-1 oldu.

Babaeski biz amatördeyken böyle takım kurmazdı. Bizim zorla yendiğimiz maçlar oluyordu. O Babaeski gitmiş yerine sıradan bir köy takımı gelmiş sanki. Bu beceriksizlikle çok dayanamazlar diyordum ki 5 dakika dayanabildiler onlarda. 65. dakika da Yıldırımspor skoru 2-1'e taşıyan golü attı ve maçtan galip ayrıldı.

Diğer maçlar;

Yıldırımspor 2-1 Babaeskispor

Vizespor 0-1 Lüleburgazpsor (A)

Evrenspor 0-1 Kırklarelispor

Pınarhisarspor 3-1 Ahmetbey Güvenspor

21 Kasım 2009 Cumartesi

Ruhsuzlar Ordusu Fenerbahçe


O kadar dağınık çıktıki Fenerbahçe sahaya elleriyle teslim etti maçı. Herkes savruk, kafasına göre, sistemden bağımsızdı. Gökhan gönül sol kanattan hücum yaparken Mehmet Topuz hep ortaya katetti. Sağa kanattan verilen boşlukları İbrahim Üzülmez iyi değerlendirdi. Lakin tartışılır Fink'e yaptığı ortayı kasıtlı yapıp yapmadığı...


İlk yarıda oyun kilitlendi orta sahada. Fenerbahçeli oyuncular kontrolsüzce hücum etmek isterken Beşiktaşlılar ortasahayı darlattılar. Orta sahadan topla çıkmak isteyen her Fenerbahçeli oyuncunun başından 3 tane Beşiktaşlı futbolcu bitiyordu. Özellikle Fink, Alex'i marke etme işinin altından öyle güzel kalktıki, adım attırmadı Alex'e. Takdire şahayandı..
Bir tarafta motivasyon hat safhada iken diğer tarafta yerlerde sürünüyordu.

Maçın henüz başında Serdar Özkan yakaladığı pozisyonu atsa daha maçın başında oyun kopabilirdi. Golsüz devam ederken Gökhan Gönül'ün pozisyonunda hakem penaltıyı çalmış olsa skor değişebilir Fenerbahçe de kazanabilirdi. Ama Platini'nin Fransa maçından önce dediği gibi " Futbolda teknoloji gereksizdir, futbol hakem hatalarıyla güzeldir " !

İlk yarının son atağında Alex'in vuruşu ve maç içinde Carlos'un yaptığı koşudan başka hiç bir şey kalmadı aklımda Fenerbahçe'ye dair. Fink'in attığı golü de ağzım açık izledim desem yeri var.

Emre'nin sakatlanması sistemi çökertse de Dos Santos gibi bir adamın ilk 11'de mücadele etmesi sistemin içine koyulan bir bombaydı akşam. Geldiğinden bu yana sadece Sivasspor mücadelesinde kendinden bekleneni verdi kalan maçlarda uyumayı tercih etti. Bu takımda Dos Santos'a yer yok keza adamın koşuşunda bile hayır yok ! Bu kadar vurdum duymaz, tabiri caiz ise eli müstehcen yerlerinde sahada dolaşan bir adamın Fenerbahçe'ye bir katkısı olamaz.


Fenerbahçe'nin 3 sene şampiyonluk sözüyle beraber takımın başına getirdiği Daum, Beşiktaş maçı öncesi beraberlik naraları atıyor. Takıma bakıyorsun motivasyon adına bir şey yok, 0'ın altında. Hani daha bundan 2-3 hafta önce bir Fenerbahçe vardı, hakem kararlarına itiraz eden, takım olduğunu gösteren hareketleri sıkça tekrarlayan...
Peki ya akşam ?
Gökhan Gönül'ün bariz penaltı poziyonunda itiraz namına bir şey yok. Beşiktaş'ın attığı 3.golde çok açık bir ofsayt var ama itiraz eden bir kişi bile yok. Fenerbahçe yenilmek için çıkmıştı maça zaten...
Ama niye ?!
Peki ya aralarındaki dostluk ?
Ondan zaten eser yoktu.

Cristian diye bir adam var Fenerbahçe'nin orta sahasında o adamı kim bulduysa helal olsun. Dos Santos'a da yılın bidonu yakıştırması hayırlı olsun..!

Beşiktaş yapması gerekeni yaparak kazandı. Önce durdurup sonra vurmayı hedefledi. Orta sahayı kalabalık tutup Fenerbahçe'nin orta sahasıyla forveti arasındaki bağları kopardı. Zaman zaman 11 kişiyle savunma yaptı ama hücuma çıkarken en az 4 kişiyle çıktı. Yani maçı kazanmayı çokça hakettiler, tebrik etmek gerek.



Fenerbahçe'nin adına yakışır bir mücadele göstermediği maçı, Beşiktaş yapması gereken herşeyi yaparak 3-0'lık net bir skorla kazanmayı başardı. Lige heyecan geldi, şimdi şeyreyle cümbüşü...


20 Kasım 2009 Cuma

Kırkareli Amatör Süper Ligi 7. Hafta


15.11.2009

B.MANDIRA ADASPOR...2 : 4...EVRENSPOR
KIRKLARELİSPOR......2 : 2...VİZESPOR
LÜLEBURGAZSPOR(A)...0 : 3...YILDIRIMSPOR
BABAESKİSPOR........3 : 1...K.ELİ SANAYİSPOR
B.KARIŞTIRANSPOR....1 : 1...PINARHİSARSPOR





Bundan sonra elimden geldiğince Kırklareli Amatör Süper Ligi maçlarını ve puan durumlarını yazmaya çalışacağım

Futbol Endüstrisi


Endüstrileşen futbolun için ölüp giden tribün kültürü ve çarklara takılmış binlerce hatta yüz binlerce genç yürek atmakta armaların ardında. Renklere bulanmış insanlar yüzlere, vücutlarına aşık oldukları takımların renklerini, armalarını kazıtmış insalar...

Futbolsa devleştikçe eziyor tribün kültürünü. İngiliz takımlarının başını çektiği futbol endüstrisini İtalya ve İspanya takımları izliyor. Transferlere harcanan yüz milyon eurolar bazen kara para aklıyor bazen de sponsor gelirleriyle karşılanıyor. Fazla da uzun sürmüyor bu paranın geri dönüşümü, forma ve diğer aksesuarların satışlarından ve büyük ölçüde medya gelirlerinden geri kazanılıyor. Dünya üzerinde Real Madrid, Barcelona, İnter, Milan, Juventus, Chelsea, Manchester United, Liverpool hatta arap şeyhlerinin almasıyla Manchester City bu kervanda başı çekerken ülkemizde bu misyonu Fenerbahçe yürütüyor. Ardından da Galatasaray ve Beşiktaş geliyor tabiki.

Durum böyle olunca liglerde ve Avrupa kupalarında rekabet oldukça düşüyor. Belirli takımlar Şampiyonlar ligi kupasını kaldırıyor. Örneğin son üç yılda Şampiyonlar ligi yarı finaline çıkanlar neredeyse aynı takımlar oluyor. Şampiyonlar ligini Liverpool, Chelsea, Milan, Barcelona domine ediyor örneğin son 3 yılda. Türkiye liglerinde de üç takımdan başkası şampiyonluk ipini göğüsleyemiyor.

Ne mi yapmalıyız ?
Alt yapılara önem vermeliyiz. Oyuncu yetiştirmeliyiz ama para kazanmak için değil başarılı olmak için. Gönül verdiğimiz klüplerimizin renklerini illaki taşıyacağız üzerimizde ama kapitalist düzene ayak uydurarak değil.

Futbolcuları sahalardan daha çok reklamlarda görmeye başladık. Performansını ister istemez düşerecektir bu reklamlar. Neden izin veriliyor ki ? Reklamlara çıkacak futbolcuların lisansları iptal edilsin ve ömür boyu futbol sahalarından men edilsin. Acımasız oldu sanki, olsun !

İki örnek var önümüzde. Livorno ve St. Pauli...
Endüstriyel futbolun çarklarının arasından sıyrılmış ama yaşama mücadelesi veren. İkisi de birer liman kenti. İki takım da faşistliğin kol gezdiği deryalarda birer sol gemisi. İkisi de tüm ezilmelere rağmen hala stadlarını tamamen dolduruyorlar. İkisi de amatör ruhu hala taşıyorlar. İkisi de istenmiyorlar. Ne kadar ortak yanları var değil mi ?
Ve ikisi de her tribün sevdalısının gönlünde çok ayrı yerlere sahipler.

Türk tribünlerinin bitirilmek istendiği şu zamanlarda ilk aklıma gelen tribünler oldular. Takımları alt liglere kadar düşmesine hatta alt liglerden kurtulamamasına rağmen sürekli takımlarının arkasında oldular. Semtlerinin, şehirlerinin değerlerine sahip çıktılar, isyankar duruşlarını sergilediler.

Ya biz ?
Boyun eğiyoruz endüstriyel futbola. Her zaman kolayın peşindeyiz.

19 Kasım 2009 Perşembe

Dünya Kupası Finalistleri


Güney Afrika : Bu sezon evinde düzenlenecek turnuvaya doğrudan katıldı. Çalıştırıcı Fenerbahçeden ve Brezilya milli takımından tanıyacağınız Carlos Alberto Perreira.

Hollanda : Bert van Marwijk'in takımı grubunda 8 maçta 24 puan alarak finallere katılmaya hak kazandı. Wesley Sneijder, Hunteleaar, Kuyt, Babel, Van Persie, Robben, Van der Vaart Portakalların Dünya Kupasındaki en önemli kozları konumunda yer alacak.

İtalya : Son şampiyon İtalya ünvanını korumak için çalışacak. Kadrosu önemli yıldızlarla bezenmiş olan Gök mavileri Marcelo Lippi çalıştıyor. İtalya'nın kadrosunda Buffon, Cannavaro, Pirlo, Gliardino gibi önemli yıldızlar bulunuyor.

Almanya : 2002 Dünya Kupasında finalde Brezilya'ya kaybeden 2006'da da 3. olan Almanya'nın hedefi bu kez şampiyonluk. Panzerlerin Teknik Direkötürlüğünü bir zamanlar Fenerbahçe'nin de başında bulunmuş Löw yapıyor. En önemli yıldızlarından biri olarak Mesut Özil gösteriliyor.

İspanya : Her zaman Dünya'nın en önemli oyuncularını kendi liglerinde bulundurmalarına ve kulüp bazında Dünya'nın en başarılı ülkesi olmasına rağmen Dünya Kupasında Pek bir varlık gösteremediler bu zamana kadar. Şuana kadar bir Şampiyonlukları bulunmuyor. Takım başında Beşiktaş'tan da hatırlayacağımız Vicente Del Bosque bulunuyor. Bakalım son Avrupa Şampiyonu müzesine bir de Dünya Kupası götürebilecek mi ? Türkiye ile yanı grupta yer alan İspanya 10'da 10 yaparak 30 puanla grubu tamamladı.

İngiltere : Takımın başına Fabio Capello'yu getiren İngiltere Federasyonu Afrika'dan şampiyonluk bekliyor. Kadrolarında Gerrard, Rooney, Terry, Lampard gibi bir çok önemli yıldızı bulunduran İngilizler 10 maçta topladıkları 28 paunla grubu lider tamamladı. 40 yıldır kupaya uzanamayan İngiltere bu yaz hasrete son vermek istiyor.

Fransa : En azından bana göre yetersiz bir teknik direktörle finalleri zora sokan Fransa play off mücadelesinde İrlanda Cumhuriyeti Henry'nin getirdiği poziyonda Gallas'ın golüyle uzatmalarda turu kaptı. Tartışmalara neden olan pozisyonda Henry elle aldığı topu içeri çevirmişti. 1998 Dünya Kupasının sahibi Fransa eski kadrosundan çok gerilerde şuanda.

Portekiz : Kadrosunda Dünya'nın en ünlü oyuncularından biri olan Cristiano Ronaldo'yu barındıran Portekiz'i Carlos Queiroz çalıştırıyor. Gözler C.Ronaldo'nun üzerinde olacaktır Afrika'da.

Slovakya : Çekoslavakya'nın dağılmasıyla 1993 yılında kurulan Slovakya Futbol Federasyonu milli takımı ilk defa Dünya Kupasına taşıyabildi. Kadrosunda Beşiktaşlı Holosko ve eski Beşiktaşlı Miroslav Karhan'ı barındırıyor Slovakya.

Sırbistan : 2006 yılındaki Sırbistan Karadağ ayrılığından sonra yoluna Sırbistan olarak devam etti. Fransa'nın da yer aldığı grubu lider tamamlayarak büyük sükse yapan Sırbistan Dünya Kupasının önemli takımlarından birisi olacak.

Danimarka : Morten Olsen'in çalıştırdğı takım önemli yıldızlara sahip. Dünya Kupasının önemli takımlarından birisi olmuş Danimarka'da gözler Tomasson, Romedahl, Paulsen'de olacak. en büyük başarıları 1992 Avrupa Şampiyonluğu ve 1995 Konfederasyon Kupası Şampiyonluğu.

İsviçre : Teknik direktörlüğünü Ottmar Hitzfeld'in yaptığı İsviçre grubunu lider tamamlayarak finallere kalmaya hak kazandı. Kadrosunda önemli Türk oyuncular barındıran İsviçre'nin diğer önemli kozları Barnetta, Senderos, Behrami ve Nkufo.


Yunanistan : Play offlarda Ukraynayı eleyen Yunanistan'ın en büyük başarısı 2004 Avrupa şampiyonluğu. Teknik direktörlüğünü Otto Rehagel'in yaptığı komşumuz 2004'ün ardından beklenen başarıyı yakalayamadı.

Slovenya : Tarihinde 2. kez Dünya Kupası vizesi alan Slovenya ilk defa 2002'de katılmıştı. play offların en büyük süprizini yapan Slovenya, Rusya'yı eleyerek finallere katılmaya hak kazandı. Teknik direktörlüğünü Matjaz Kek yapıyor.

Brezilya : Kadrosunda şüphesiz Dünya'nın önemli yıldızlarını barındıran Brezilya her zaman olduğu gibi yine Dünya Kupasının favorisi. Teknik direktörlüğünü Dunga'nın yaptığı Brezilya milli takımı kupanın kilit takımı.

Arjantin : Dünya futboluna sayısız oyuncu vermiş Arjantin yine Dünya Kupasında. Teknik direktörlüğünü Dünya'nın en büyük yıldızlarından biri olarak gösterilen Maradona yapıyor. Kadrosunda Dünya'nın en pahalı oyuncusu ünvanını eline alan Messi bulunuyor. Şüphesiz favorilerden birisi olacaktır Arjantin.

Uruguay : Dünya Kupasının ilk sahibi olan Uruguay eski günlerini aramaya devam ediyor. Oscar Tabarez'in çalıştırdığı Uruguay'ın kaptanlığını Diego Lugano yapıyor. Kadrosunda Diego Forlan gibi bir forvet var. Eski günlerdeki Uruguay'ı görmeyi umut ediyoruz.

Paraguay : Santa Cruz'lu Paraguay'ın teknik direktörlüğünü Gerardo Martino yapıyor. Daha önce 7 kez finallere kalmayı başardılar.

Şili : Elemelerde güzel bir performans gösterek Brezilya'nın ardından grubu 2.sırada tamamladılar. Beşiktaşlı Tello ve eski Fenerbahçeli Maldonado'nun formasını taşıdığı şili finallerin flaş takımı olabilir.

Fildişi Sahilleri : Halilodzic'in çalıştırdığı takım 2.kez finallere katılma başarısı gösterdi. Galatasaray'lı Keita'nın ülkesinde Kalou, Drogba, Zokora ve Yaya Toure gibi yıldızlarda mevcut. Süprize yakın takımların başında geliyor.

Gana : Kaptanlığını Appiah'ın yaptığı Gana 2006'da katıldığı Dünya Kupasına yine katılacak.Bir önceki dünya kupasında son 16'ya kalan Gana'da Essien, Muntari gibi yıldızlar bulunuyor.

Nijerya : Kadrosunda Martins, Kanu, Mikel John Obi, Taye Taiwo, Yobo ve Yakubu gibi yıldızlar bulunduran Nijerya Kamerun'dan sonra Afrika'nın en başarılı 2. ülkesi. Dünya sıralamasında 5.liğe kadar yükselen Nijerya eski günlerine dönme peşinde.

Kamerun : Dünya Kupası Finallerine 6.kez katılacak Kamerun şüphesiz Afrika'nın en başarılı takımı ve bunu Dünya kupasında çeyrek final oynayarak taçlandırmış bir takım. Le Guen'in çalıştırdğı takımda Emana ve Eto'o gibi yıldızlar bulunuyor.

Cezayir : Mısır'la krize yol açan bir maçtan sonra, 28 yıl sonra vize biletini kaptılar. Turnuvadaki tek Arap takımı olacaklar.

ABD : Son zamanlarda futbolda büyük bir ivme kazandılar. Konfederasyon kupasının flaş takımı bakalım Afrika'a ne yapacak ? Kadrosunda Clint Dempsey, Freddy Adu, DaMarcus Beasley, Oguchi Onyewu, Eddie Johnson ve Jonathan Spector gibi oyuncular bulunan takımın en önemli oyuncusu Landon Danovan.

Meksika : Javier Aguirre'ın çalıştırdığı takım kötü geçen bir eleme grubuna rağmen final vizesini almayı başardılar. Takımda Marquez, Torrado, Dos Santos gibi futbolcular bulunmasına rağmen eski günlerinden çok uzaklar.

Honduras : Turnuvanın en zayıf takımı olarak göze çarpan ekipte en önemli oyuncu İnterli David Suazo.

Yeni Zellanda : Onlarda 28 yıl sonra final vizesi aldılar. Turnuvaya renk katacakları aşikar, kim bilir belki Haka dansı yaparlar.

Güney Kore : 8. kez Dünya kupası biletini cebine koyan G. Kore'nin en büyük başarısı 2002 yılında kendi evinde düzenlenen turnuvada 4.lük. Takımın kaptanlığını Manchester United'lı futbolcu Park Ji-Sung yapıyor.

Japonya : 4.kez Dünya kupasına katılan takımın en önemli futbolcusu Nakamura. En büyük başarısı 2002 yılında Güney Kore ile ortak düzenlikledikleri turnuvada son 16'ya kalışıdır.

Kuzey Kore : Daha önce finallere 1 kez katılan takım o zaman çeyrek final görmüştü. Bu ikinci katılışları süpriz yapabilecekler mi bakalım ?

Avusturalya : Galataray'dan tanıdığımız Harry Kewell'ın takımı son Dünya kupasında gruptan çıkma başarısı göstermişti. Bu turnuvada da bu başarıyı göstermek için çaba sarfedecek takımın kadrosunda Mark Schwarzer, Lucas Neill, Harry Kewell, Tim Cahill, Mark Bresciano gibi oyuncular bulunuyor.

Ahh bir de biz olacaktık...

Arkayı 5'ledik Kaptan ! Bayrampaşa - Lüleburgaz




Takım coştukça coşuyor, coşturuyor. Güzel futbolla gelen güzel galibiyetlerin ardından yüzlerde gülümsemeler başladı. Her zaman söyledim bunu her zaman da söyleyeceğim bu adam harbiden iyi hoca ve takımı tanıdı. Artık o pısırık, hucüm gücünden yoksun, bir gol atınca hemen geriye yaslanan Lüleburgazspor'a elveda dedik. Umarım bu elveda sonsuza kadar olur.

Hucüm kalitesi yüksek oyunculardan kurulu Lüleburgazspor. Talha her maç klasını konuşturuyor. Geçen sene Erçağ Evirgen nasılsa bu sene de Talha öyle. Son 3 maçta rakip filelere 6 gol yolladı.

Bütün oyunculara ayrı ayrı paragraf açmak gerekiyor doğruyu söylemek gerekirse. Hüseyin'e, Deniz'e, Semih'e, Tandoğan'a, Uğur'a, Burak'a, Hakan'a ve saymadığım bir çoğuna...
Bu arada Uğur'da Lüleburgazspor'un Semih Şentürk'ü oldu çıktı anasını satayım. Sonradan gire gire 9 gole ulaştı. Ya Talha ya Uğur gol kralı bizden bu sene !

Arkayı 5'ledik geliyoruz ufaktan ufaktan. Bayram hediyesini de aldık, Allah razı olsun. Şimdi sıra bizde Bandırma maçında tribünleri bayram yerine çevirip çocuklara hediye vermek gerek !

18 Kasım 2009 Çarşamba

Krize Neden Olan Turun Galibi Cezayir !



Mısır'da otobüsler taşlanır ve dört Cezayir'li futbolcu yaralanır.
Mısır 3 puan ve 2 averajla Cezayir'in ardındadır.
1 farklı yenilgiler bile Cezayir'i Dünya kupasına taşır ama olmaz, maç Mısır'ın 2-0'lık üstünlüğü ile sonuçlanır. Tartışmalar başlar...
Maç Sudan'da mı olsun Tunus'ta mı ?
Mısır Sudan'ı ister, Cezayir Tunus'u...
Oysa iki ülkenin ortak sınırı olan Libya en uygunudur. Nitekim kuradan da Sudan çıkar.

Bugün oynanan maçta geniş güvenlik önlemleri alındı. Tam 15,000 polis Hartum sokaklarında yaşanabilecek olayları engellemek için görevlendirildi.

41,000 kişilik stadın kapasitesi güvenlik nedeniyle 35,000'e düşürüldü. Her iki ülkeye de 9,000 bilet tahsil edildi ve kalan 17,000 bilet Sudan halkına ayrıldı. Tartışmaların yönü değişti bir anda.
Sudan kimi destekleyecek ?

Cezayirliler tribünde daha kalabalık görünüyorlardı. Daha iyi organize oldukları ortadaydı. Şimdi bir de Fransa'daki Cezayirli sayısını düşünüyorum da acaba nasıldır Cezayirlilerin yoğunlukta olduğu kesim. Görülmeye değer olduğu aşikar !




Sonuç itibariyle Cezayir maçtan 1-0 galip ayrılarak Dünya Kupası vizesi aldı. İyi mi oldu kötü mü oldu bunu önümüzdeki yaz göreceğiz. Lakin tecrubesiyle Mısır daha çok yakışırdı Dünya Kupasına !

Hee Sudanlılar kimi mi destekledi ?
Truva yapmışlar.

Bayram Hediyesi Bayrampaşa Galibiyeti




Yer : İstanbul / Bayrampaşa
Stad : Çetin Emeç Stadyumu
Saat : 13.30


Zirveye doğru emin adımlarla böyle yavaş yavaş çıkmak daha bir güzel oluyor. Kafaya oynayabilmek için, daha doğrusu gelinen noktadan uzaklaşmamak için bu maçtan tek bir sonuç çıkması gerekiyor. Mutlaka kazanmamız gereken bir maç Bayrampaşa maçı.

Oynanan silik futbolun gelebildiği son durak oldu Balıkesirspor maçı ve hemen ardından 3 maçlık bir galibiyet serisi yakaladık. Zirveye adım adım yaklaşıyoruz ve bu maç mutlak kazanmamız gereken bir maç.

Gösterdikleri performansla en azından bu sezon düşmemek için oynayan bir takım görüntüsü çiziyor Bayrampaşa. Lüleburgaz ise mutlak galibiyet için gidiyor. Bize de bu hafta içi maçında oturup bilgisayar başında takip etmek kalıyor, zorunlu olarak...

8 Kasım Lüleburgaz'ın kurrtuluşuydu, Çerkezköy deplasmanında alınan galibiyetle çifte bayram yaşadık. Bu takım bize bir bayram hediyesi daha paslar ve bu maçı kazanır.

Oralarda olmak vardı şimdi...

17 Kasım 2009 Salı

Lüleburgaz - Gaziosmanpaşa

Yeşil kırmızılı iki takımın mücadelesinde galip 2-0'lık skorla Lüleburgazspor oldu.
İki haftalık galibiyet serisini üçe çıkarmak isteyen Lüleburgazspor, bu hafta 8 Kasım Stadında Gaziosmanpaşaspor'u ağırladı.

Maçta Gaziosmanpaşaspor'un fizik üstünlüğü dikkat çekti. Girdikleri ikili mücadelelerin hepsinden galip ayrılan Gaziosmanpaşalı futbolcular fizik üstünlüğünü skora yansıtamayınca maçın ilk yarısı golsüz sona erdi. İlk yarıda hatırlanacak bir pozisyon olmaması dikkat çekiciydi.

Ayrı bir paragrafı hakediyor Gaziosmanpaşaspor'un 10 numarası Suat. Hızlı ve bir o kadar top tekniği yüksek bir futbolcu Gaziosmanpaşa'da oynaması taraftarları için büyük bir şans. Daha önce Futbolstar yarışmasını kazanmış bir oyuncuymuş keza.

İkinci yarıda Ahmet Ethem hocanın klasik değişikliği gerçekleşti ve oyun kurgusunu 4-3-3'e taşıdı. Orta sahada Hüseyin ve Semih'in güzel oyunu, sağ kanatta Deniz'in driplingleri ve Tandoğan'ın çıkışları, forvet arkasında Talha'nın yüksek top tekniği, Uğur'un ilerideki hızı ve defansın müthiş özverisi ile komplike bir takım görüntüsü verdi Lüleburgazspor. Nitekim Deniz'in taşıdığı bir pozisyonda Talha'nın arka direkte vurduğu vole ile jeneriklere taşınacak bir gol buldu Lüleburgazspor.

Maçın bitime doğru 1-0'lık skorun verdiği stres ile geri yaslanma hastalığımız nüksetse de son dakikada kaleci Burak'ın attığı gol skoru tayin etti. Burak'ın attığı gol diyorum çünkü yaptığı degajdan sonra Uğur'a kale çizgisinde sadece dokunmak kalmıştı.

Bilmiyor olabiliriz, bizim ayıbımızdır. Mahallede top oynarken degajla yapılan vuruşlar gol değeri kazanmıyordu. Acaba Uğur dokunmasaydı gol olarak değer kazanırmıydı.

Bilet konusu ayrı bir muamma stadımızda, deplasman tribünü giriş kapısında Maraton tribünü bileti satmak ne demek ? Bir sorun çıksa, yaralananlar olsa hesabını kim verecek ?
İki maçtır gelen takımlarla bir sorun olmadı, Allah korusun da olmasın. Eğer bir gün bir sorun olursa bu kulübenin yeri kan akmasına gebe yönetimin haberi ola !

Selam olsun renkdaş Gaziosmanpaşaya ve centilmen taraftarına. Bir kez olsun küfür etmeden, sahada olaylar olmasına rağmen sükuneti bozmadan tezahüratlarına devam ettiler. Örnek bir taraftar duruşu sergilediler. Kendi adıma teşekkür ediyorum hespine...
Allah yollarını açık etsin.

16 Kasım 2009 Pazartesi

Trakya İçi Deplasman Çerkezköy Belediyespor

28 Nisan 2002 tarihinde yapmıştık son Trakya içi deplasmanımızı.
Nerden bakarsan bak 8 sene olmuş.

Bu kadar hasretten sonra çok kalabalık olacağımızı düşünüyordum. saat 11'de Lüleburgaz Lisesinin önünde toplanmaya başladık. 3 otobüs tutulmuştu saat 12'ye kadar neredeyse ancak 1 otobüsü dolduracak kadar insan vardı ortalıkta. Fiyasko bir deplasman olacağını düşünmeye başlamıştım ki herkes bir yere saklanmışçasına çıktı ortaya.

Yaklaşık olarak üç aşağı beş yukarı 150 kişi bindik otobüslere. Çok azdık ama özdük, kemik tayfa denilebilecek adamlarla gidiyorduk Çorlu'ya.

General Basri Saran Stadına geldiğimizde süpriz bekliyordu herkesi. Çorlulu dostlarımız organize olmuşlar bizi bekliyorlardı. İner inmez karşılıklı olarak Tekirdağspor'a sevgilerimizi haykırdıktan sonra gireceğimiz kapıya doğru ilerlemeye başladık.

Giriş kapısının önünde bir izdiham yaşandı neredeyse. İçeri girdiğimizde ise daha büyük bir süpriz bekliyordu bizi. Münferit olarak da oldukça fazlaydı gelenler. Toplamda yaklaşık olarak 250 kişi civarında insan vardı deplasman tribününde. Sonunda Trakya içi deplasmanın tadını tattık tekrar, bir parmak bal gibi bir şey oldu ama olsun.

Umarım artar Trakya içi deplasmanlarımız, daha bir zevkli oluyor.
Hele kazanınca gol sevincinde tellere yapışmak bütün tribünün aşağıya inmesi görülmeye değerdi.

Antonio De Nigris




Bir dönem Fenerbahçe forması giymiş Robert Enke'nin ardından bir ölüm haberiyle daha sarsıldı futbol dünyası.


Meksika milli takım formasını terletmiş, Yunanistanın Larissa kulübü futbolcusu, ülkemizde de Gaziantepspor, Ankaraspor ve Ankaragücü kulüplerinin formasını taşımış Antonio De Nigris dün geçirdiği klap krizi sonrasında hayatını kaybetti.



2006-2007 sezonunda Gaziantepspor formasını taşıyan golcü futbolcuyu Kadıköydeki Fenerbahçe maçı sonrasındaki gol sevinceyle hatırlayacaksınız. Hep aklımda bu gol sevincin ile kalacaksın De Nigris...
Tüm futbol severlerin sempatisini kazanan golcü futbolcuya Allah'tan rahmet diliyorum.

Trakya'nın Spora Bakışı

Elimden geldiğince ilgi alanım olan spor dallarını, özellikle Trakyadan bakış açımı ve Lüleburgazsporumuz ile ilgili haberleri buradan paylaşmaya çalışacağım. Belki ağırlıklı olarak Lüleburgazspor olacak ama ne yapalım olacak o kadar da taraf olmak :)