20 Kasım 2009 Cuma

Futbol Endüstrisi


Endüstrileşen futbolun için ölüp giden tribün kültürü ve çarklara takılmış binlerce hatta yüz binlerce genç yürek atmakta armaların ardında. Renklere bulanmış insanlar yüzlere, vücutlarına aşık oldukları takımların renklerini, armalarını kazıtmış insalar...

Futbolsa devleştikçe eziyor tribün kültürünü. İngiliz takımlarının başını çektiği futbol endüstrisini İtalya ve İspanya takımları izliyor. Transferlere harcanan yüz milyon eurolar bazen kara para aklıyor bazen de sponsor gelirleriyle karşılanıyor. Fazla da uzun sürmüyor bu paranın geri dönüşümü, forma ve diğer aksesuarların satışlarından ve büyük ölçüde medya gelirlerinden geri kazanılıyor. Dünya üzerinde Real Madrid, Barcelona, İnter, Milan, Juventus, Chelsea, Manchester United, Liverpool hatta arap şeyhlerinin almasıyla Manchester City bu kervanda başı çekerken ülkemizde bu misyonu Fenerbahçe yürütüyor. Ardından da Galatasaray ve Beşiktaş geliyor tabiki.

Durum böyle olunca liglerde ve Avrupa kupalarında rekabet oldukça düşüyor. Belirli takımlar Şampiyonlar ligi kupasını kaldırıyor. Örneğin son üç yılda Şampiyonlar ligi yarı finaline çıkanlar neredeyse aynı takımlar oluyor. Şampiyonlar ligini Liverpool, Chelsea, Milan, Barcelona domine ediyor örneğin son 3 yılda. Türkiye liglerinde de üç takımdan başkası şampiyonluk ipini göğüsleyemiyor.

Ne mi yapmalıyız ?
Alt yapılara önem vermeliyiz. Oyuncu yetiştirmeliyiz ama para kazanmak için değil başarılı olmak için. Gönül verdiğimiz klüplerimizin renklerini illaki taşıyacağız üzerimizde ama kapitalist düzene ayak uydurarak değil.

Futbolcuları sahalardan daha çok reklamlarda görmeye başladık. Performansını ister istemez düşerecektir bu reklamlar. Neden izin veriliyor ki ? Reklamlara çıkacak futbolcuların lisansları iptal edilsin ve ömür boyu futbol sahalarından men edilsin. Acımasız oldu sanki, olsun !

İki örnek var önümüzde. Livorno ve St. Pauli...
Endüstriyel futbolun çarklarının arasından sıyrılmış ama yaşama mücadelesi veren. İkisi de birer liman kenti. İki takım da faşistliğin kol gezdiği deryalarda birer sol gemisi. İkisi de tüm ezilmelere rağmen hala stadlarını tamamen dolduruyorlar. İkisi de amatör ruhu hala taşıyorlar. İkisi de istenmiyorlar. Ne kadar ortak yanları var değil mi ?
Ve ikisi de her tribün sevdalısının gönlünde çok ayrı yerlere sahipler.

Türk tribünlerinin bitirilmek istendiği şu zamanlarda ilk aklıma gelen tribünler oldular. Takımları alt liglere kadar düşmesine hatta alt liglerden kurtulamamasına rağmen sürekli takımlarının arkasında oldular. Semtlerinin, şehirlerinin değerlerine sahip çıktılar, isyankar duruşlarını sergilediler.

Ya biz ?
Boyun eğiyoruz endüstriyel futbola. Her zaman kolayın peşindeyiz.

1 yorum:

  1. Türkiye'de endüstriyel futbol başlangıcı Adnan Polat'ın ali Sami Yen stadına misafir tribün diye ayırması olmuştur.

    YanıtlaSil